|
“Değerli milletvekilleri, terörde 30.000–35.000
insanİmİz kaybedilmiştir. Maddi kayİp, doğrudan harcanan paralar ve
dolayİsİyla kaybettiklerimizle beraber tahminen 200 milyar dolardİr. 200 milyar dolar, 300
katrilyon Türk Lirasİ eder ve bugüne kadar ölü veya sağ olarak ele
geçirilmiş, bertaraf edilmiş, pasifize edilmiş PKK’lİ sayİsİ
29.000-30.000 civarİndadİr. Bu hesabİ özellikle iyi
dinlemenizi istirham ediyorum. 30.000 PKK’lİ ölü veya sağ bertaraf
edilmiştir ve 300 katrilyon Türk Lirasİ harcanmİştİr. 1 PKK’lİnİn
bertaraf edilmesinin devlete maliyeti 10 trilyon Türk Lirasİdİr. 10
trilyon Türk Lirasİyla bir PKK’lİ bertaraf edilmiştir!” Hüseyin ÇELİK, AKP Van Milletvekili, 2001
-
Adİn ne senin? -
Rubar. -
Gerçek adİn ne? - Ahmet. Oldukça zayİftİ, kara ve kuru, kİsa boylu, esmer mi esmer tenli. - Nasİl katİldİn
bu örgüte? - Beni on yaşİnda
iken köyümüzden kaçİrdİlar. Seni kaymakam yapacağİz,
dediler. İş vereceğiz, maaş bağlayacağİz, devletimizi kuracağİz,
dediler. - Ya sen
kimsin? -
Çiyan. -
Nerelisin? -
Suriyeli? - Neden
katİldİn bu örgüte? - İşsizdim. Ayda 50
dolar maaş vereceklerini söylediler, bu yüzden katİldİm. Anladİm; bu
zayİf, kara ve kuru, kİsa boylu, esmer mi esmer tenli olanlarİn içinde ne
ararsanİz vardİ; on yaşİnda kaçİrİlanlar, kandİrİlanlar, iş bulma
umuduyla örgüte katİlanlar, macera arayanlar, anasİnİn dİrdİrİndan
bİkanlar, sevdiğine kavuşamayanlar, aşiret baskİsİ ve kan davalarİndan
kaçanlar. Ne acİ! Örgüt, çaresiz doğu halkİmİz için bir
iş bulma kurumu ya da psikolojik danİşmanlİk, belki de sosyal hizmetler merkezi
olmuş; her derde deva oluyor. Katİlanlarİn ise, geri dönme şanslarİ pek yok;
ya öldürecekler ya da ölecekler! Bu ne biçim kader? İnanİn,
bunlarİn içinde şu ya da bu şekilde örgüte katİlİp da sonradan
pişman olmayanİ pek azdİr. Ama örgütün yöneticileri bunu bildikleri
için, önce bunlarİ eyleme zorlar, katil yapar. Sonra da, “Siz asker
öldürdünüz. Askere sİğİnİrsanİz o da sizi
öldürür’’, der ve korkutur. Bu zayİf, kuru ve karalar ne
yapacağİnİ şaşİrİr; kaçsa örgüt öldürecek, teslim
olsa belki asker öldürür. İki ara, bir dere meselesi bu. Belli ki
çocukken iyi beslenememiş Rubar; boy oldukça kİsa, vücut ufak ve
ince, sanki gelişimini tamamlamamİş bir varlİk gibi. Saçlar kİvİrcİk ve
kirli. Yüz yanİk, avurtlarİ çökmüş. Eller nasİrlİ, duygusuz.
Ama ayak kaslarİ güçlü, dağ taş demeyip günlerce
yürümekten. El bilek kaslarİ güçlü, yalçİn
kayalİklara tİrmanmaktan. İşaret parmak kaslarİ ise çelik gibi, hain
kurşun atmaktan. Mide ufalmİş, bir avuç bulamaçla günlerce
yaşamaktan. Başkaca bir özellikleri yok zaten; güç yok, kuvvet yok,
atiklik yok, hepsi bu bunlarİn. Hepsi birbirine benziyor; ufak tefek, kara ve kuru.
Üzerinden çİkanlara baktİm; eski bir sİrt çantasİ,
içinde bir yanİk tabak, bir avuç un, bir defter anİlar için, başka bir
şey yok. Üstünde haki bir elbise peşmergelerin giydiğinden cepleri boş,
ayağİnda mekap, çorapsİz, her bir şeyi kir, kirli, günlerce su
yüzü görmemiş. Bir Kaleşnikof piyade tüfeği, beş şarjör,
yüz elli mermi. Dört el bombasİ Rus tipi, eski, paslİ. Beline sardİğİ uzun
mu uzun bir kuşak, metrelerce. Bu; Yüksekova Uzunsİrt’ta komando
teğmenini şehit etmek için kayalİklara tİrmandİğİ kuşak! Bu;
Aktütün Bayrak Tepe’de “hudut namustur’’
deyip vatan borcu için askerlik yapmaya gelen yirmi iki vatan evladİnİ
şehit etmek için kayalİklara tİrmandİğİ kuşak! Sonradan anladİm ne
işe yaradİğİnİ bunun; tİrmanmak ve beline sarİp açlİğİ azaltmak
yani bir avuç bulamaçla günlerce yürüyebilmek için. Ufak tefek, kara ve kuru olarak tanİmladİklarİm sayİca çoktu, belki
binlerce. Hepsi de dağda. Beyin yok, düşünce yok, bilinç yok, acİma
yok, duygu yok, bir başka bunlar, tanİmİ zor. Hepsinin küçük yaşta
örgüte götürüldüğü kesin, on ila on beş yaş
arasİnda. Hepsinin günlerce, aylarca, yİllarca aç ve susuz dağlarda zorla
yürütüldükleri kesin. Düşünmelerine, sevmelerine, yeşilin
güzelliğini görmelerine izin verilmediği kesin. Üç beş lafİn, Marks
gibi, Lenin gibi öğretildiği kesin. Bunlarİ yöneten ne derse o olur; kendileri
düşünemez, muhakeme edemez, karar veremez. Pişmanlİk yasasİ, eve
dönüş yasasİ filan boş bunlar için. Ne varsa ne yoksa, bunlarİ
yöneten İmralİ gibi yerdekiler. 90’lİ yİllarda bu dağdakiler, onbeş
kişilik gruplar halinde dolaşİrdİ arazide. Grup başİnİ saymayİn ve de
yardİmcİsİnİ, çünkü onlar iri, yarİ ve de iyi beslenenler
sİnİfİndandİr, geri kalan on üçü ufak tefek, zayİf, kara ve
kuruydu. Her grupta en az iki RPG-7 Roketatar, bir ya da iki Biksi otomatik tüfek
bulunurdu. Kalanlar Kaleş piyade tüfeği yanİnda dört el bombasİ ve bir de
sİrt çantasİ taşİrdİ. Gene o yİllarda devletin bir jandarma
karakoluna en az on grup birleşerek saldİrİya geçerdi, korkularİndan.
Köylere ise, vatandaşİmİz savunmasİz olduğu için bir grupla
rahatça girer, küçük yaştakileri kaçİrİr, kadİn ve
çocuklarİ ise erkekliklerini göstermek için kurşuna dizerlerdi. Bir de
üstüne üstlük bu masum vatandaşlarİmİzİn evlerini ve
ahİrlarİnİ yakarlar, sürülerini çalarlardİ. Silahlİ kuvvetlerimizin
kararlİ mücadelesi sonucu bu dağdakiler azaldİ, testi gibi kİrİldİ. Kimileri
kaçtİ, kimileri Barzani’ye sİğİndİ, kimileri Talabani’ye ama
çoğu öldü dağlarda. Sonra yİllar birbirini kovaladİ, devran
döndü, mertlik bozuldu, sayİlarİ azaldİ ama bu sefer hain
düşüncelerle, hain pusularla, hain bombalarla ortaya çİktİlar.
Dağlarda üç beş kişilik gruplar kurdular. Karakollara saldİrİ yerine yollara
mayİn döşediler uzaktan kumandalİ kendileri gibi, haince patlattİlar, şehit
ettiler askerimizi, korucumuzu, vatandaşİmİzİ. Artİk teröristtin de
teröristliği kalmamİştİ; yerdekiler dağdakilerin önüne geçmişti
siyasi kol ve kanatlarİyla, belediye başkanlarİyla, Avrupa Birliği masalİyla ve de bizi
yönetenlerin gafletiyle. Peki, bunlar dağdan iner mi? Kendi haline
kalsalar inecekler ama yerdekiler rahat vermiyor ki; İmralİ var konuşan, siyasileri var
konuşan, Barzani var, AB var, Amerika var, Mossad var konuşan. Bir bunlarİn sesini
kesebilsek! Sizce bunlar, bu dağdakiler ne ki? Gerçekten
bunu bir sosyologa, psikologa, doktora sormalİ; bir insanoğlu,
küçük yaşta insanlİk dİşİ bir uygulamaya maruz kalİrsa yİllar
boyu, o insandan ne olur? İnsan olan, insanlİğİndan çİkar mİ acaba, bilmek
için sormalİ bir bilene. Medyanİn ve dünyanİn terörist dediği,
bizce teröristten ziyade bir robot özelliği taşİyan bu katillerin hepsi beş bin
ise, dört bini dağdakidir; ufak tefek, zayİf, kara ve kuru ama simsiyah, gözler
simsiyah, bakİşlar simsiyah, duygu yok, düşünce yok. Garip bir varlİk
bunlar, ne olduklarİnİ bilmek için tanİmak gerek. Bizce bunlarİ yani bu
dağdakileri, yani bu ufak tefek, kara ve kurularİ yok etmek için bir şehit vermemiz
gerekiyorsa, bu bir şehidi vermeyelim. Yazİktİr şehidin anasİna, yârine,
evladİna. Bizce, şimdilik bİrakalİm dağda kalsİnlar. Bunlarİn korktuğu neydi?
Yerden gelen sesler, onlara kumanda edenler. İnanİn bu yerdekileri yok edin, dağdaki
ufak tefek, kara ve kurular şaşİracak, ne yapacağİnİ bilmeyecek, panikleyecek,
kedi gibi pusacak bir taşİn altİna. Sonrasİ kolay; önce beklerler, baktİlar
yerden gelen ses yok, gene beklerler korkularİndan, gene ses yok, yavaş yavaş,
tİpİş tİpİş dönerler geldikleri yerlere. Gelmezlerse bu onlarİn sorunu bizim
değil, tek tek ölürler bir dağİn, bir taşİn ardİnda, kimse de ağlamaz
arkalarİndan. 92’de şemdinli’ye geldiğimde, o vakte kadar hiç
terörist görmemiştim. Kimdi bunlar, neyin nesiydi, bilmiyordum. PKK’yİ
anlamak demek , dağdakilerle yerdekilerin kim olduğunu bilmek, coğrafyasİnİ
tanİmak demektir. Dağdakilerin halini anlatmak size zordur çünkü
anlamak zordur dağdakileri. Ama bilmek istemeseniz de dağdakiler bizimdir, onlar da
bizim dağdakilerdir. Yİl 92 olup da çatİşmalar artİnca, her
çatİşmada onlarcasİ yere devrilince, kamplarİ ele geçirilip haritadan
silinince, Irak kuzeyi teröristler için güvenli yer olmaktan çİkİnca,
bu terörist dediğimiz hainlerden arta kalanlar bir bir teslim olmaya başladİ. O
zaman gördüm bunlarİn kim olduğunu; gözler siyah, saçlar siyah,
düşünceler siyah, yürek siyah kİsacasİ simsiyah bir varlİk
olduklarİnİ gördüm bunlarİn. Çok düşündüm, bunlar
neyin nesidir, diye. Girdiğimiz çatİşmalarda yaptİklarİ planlarİ inceledim.
Geçtikleri katİr ve keçi patikalarİndan günlerce
yürüdüm. Yattİklarİ bir taşİn altİnda ben de günlerce
yattİm, anlamak için neyin nesiydi bunlar, diye? Onlarla konuşmuş olan
köylüleri buldum. Ben de konuştum onlarla anlamak için dağdakilerin
düşüncelerini, düşmanİnİzİ bilmeden yok edemezsiniz ki. Sonunda
anladİm ki bunlar; bir dağdakiler bir de yerdekilerden ibaret. Dağdakilerin
içinde kadİn olanİnİ görünce inanİn
şaşİrdİm! - Senin adİn ne?
- Zelal.
- Nerelisin?
- Tuncelili.
- Ne zaman katİldİn örgüte?
- 1988 yİlİnda.
Kİsa boylu, esmer, kİvİrcİk saçlİ bir kadİn. 16 ya da 17
yaşlarİnda. Yüzünün yanİklİğİ ve sert çizgileri
yaşİnİ gizliyor. Gözler simsiyah, ürpertici ama anlamsİz, İşİltİ yok.
Korkuyu sezebiliyorsunuz bakİşlarİnda; kapana kİsİlmİş çakalİn
gözlerindeki korku gibi, başİna neler geleceğini bilememenin korkusu. Devamlİ
gece yürüyüşleri vahşileştirmiş, sanki yİrtİcİ bir hayvan. Haki
elbisesi içinde hafif kilolu gözüküyor ama değil, zayİf, kara ve kuru.
Toprak rengi şalvar tipi pantolonu, beline sİkİca sardİğİ kuşağİ ile
garip bir görüntüsü var. Bakİşlarİ, duruşu, sesindeki mekanik
ton, ilk bakİşta bir kadİn olduğunu bile düşündürmüyor insana.
Ama o bir kadİn, adİ da var; Zelal. Siz bilmeseniz de kadİnca duygularİ var
içinde gizli kalmİş ama içgüdüsel bir duygu, insani değil.
Bir köye girdiğinde, bir kadİnİ buluyor konuşmak için.
Kimseye söyleyemediği derdini onlara rahatça anlatabiliyor. Hatİrlar
mİsİnİz, Konur’da size bir terörist kadİnİn bir hikayesini
anlatmİştİm
: ‘’Bir gün benim vadidekilerle bölgeyi
geziyoruz. Geleli belki bir hafta olmuş ya da olmamİş, o dağ senin bu dağ benim gezip
duruyoruz vakit geçirmek için. Hava temiz, güneş bol, etraf yemyeşil. Bir
dağ başİnda koyu bir sohbete daldİk korucularla çayİmİzİ içerek.
Biri dedi ki:“Komutanİm. Bizim hanİm Mehendi Deresinin oralarda koyun
otlatİrken bir bayan terörist görmüş. Yanaşmİş ona ve
konuşmaya başlamİşlar. Bayan hamile miymiş neymiş. Birkaç gün
görüşmeleri devam etmiş. Çok korkuyormuş bu bayan. Zira
örgüt içinde hamile kalanlarİ öldürüyorlarmİş. Aradan
biraz zaman geçmiş, bayan terörist artİk görülmez olmuş. Benim
hanİm dedi ki, mutlaka bunu öldürmüşlerdir.” Korucunun anlattİğİ hikaye dokunmuştu bana, üzüldüm.
Teröristliğin de bir raconu olmalİydİ, diye düşündüm.
Çünkü bu olamazdİ, insana yakİşmazdİ; ilişki kur, hamile
kalmazsa iyi, kalİrsa öldür. Bilmiyorum ki hayvan türlerinde bile
böylesine bir anlayİş olabilir miydi?’’ Dağdakilerin kadİn
olanİ öldürüyordu kadİnlİğİna rağmen, acİmasİzca
öldürüyordu. Bilmem ki, öldürürken, ‘’bu da
bir insan, Allah’İn yarattİğİ bir can’’ diyor muydu?
Korktuklarİndan eminim; bir çatİşmada ölmekten, yaralandİklarİnda
terk edilmekten ya da “heval” dedikleri yoldaşlarİ tarafİndan
öldürülmekten. Öldürdüklerini kestiklerini de gördüm
ama anlatmak istemiyorum bunu zira hayali bile zor, acİ geliyor bana, dayanamİyorum. Ne
biçim bir ruh halidir bu? İntikam deseniz, değil. Nefret deseniz, değil. Çok
vahşi, çok ilkel bir öç alma duygusu bu. Aslİnda duygu da değil,
hayvanlara özgü bir güdü, bir refleks. Bazen
düşünüyorsunuz, bunlar “kadİn” diyorsunuz,
belki “bir ince ruh” vardİr kenarda köşede
diyorsunuz. Gözleriniz “saklİ kalmİş bir insani
duygu’’ arİyor ama yok! Boşuna aramayİn, yok! Olur belki demeyin,
yok! Olmasİna da zaten imkân yok! Saymayİn yüreği hain, bakİşİ hain,
aklİ hain olanlarİ, küçük yaşta kandİrİlİp
kaçİrİlİp dağa çİkarİldİktan sonra, ana sevgisi yok, şefkat yok,
merhamet yok olduktan sonra, eğitim yok, öğretmen yok, bilgi yok olduktan sonra,
kalİr mİ hiç insan da insanlİk! Asİl hesabİ onlarİ bu hale getirenlere
sormalİ ama biz hala soramadİk! Bakİn Abdullah Öcalan ne diyor, dağdakilerin
kadİn olanİ için
: ‘’Kİzlar karşİma çİkİyor, en değme
artistin ulaşamayacağİ kadar ulaşİyorum. Kürtlük adİna
namussuzluktan başka ne var?’’ Dağdakilerin kadİnİ ile
erkeği arasİnda bir fark yok, aynİ; duygusuz, kapkara, düşüncesiz,
bomboş. Bakmayİn Marks, Lenin falan, demiştim size, onlar anlamaz. İnanİn onlar
neyi anlayİp neyi anlamadİklarİnİ da bilmez. Acİma yok, merhamet yok, hep
hainlik, hep kalleşlik! Verin eline bİçağİ, beni sizi gözünü
kİrpmadan kessin, doğrasİn, gözümüzü oysun. Bir varlİk bunlar,
hem de canlİ bir varlİk ama simsiyah! Binbaşİ Ersever’i tanİyorum
yİllar öncesinden, yürekten mücadele etti PKK ile. Varlİğİ korkusuzca
ortaya koydu ve bir çok operasyona katİldİ, bir çok teröristin ifadesini
aldİ. Irak’taki PKK varlİğİnİ her yönüyle deşifre etti, Barzani ve
Talabani’nin kirli oyunlarİnİ ortaya çİkardİ. Size anlatmaya
çalİştİğİm dağdakileri en iyi tanİyan ve anlayanlardan biri de belki
O’ydu. Bizi yönetenler dağdakiler için sivrisinek, doğudaki halkİmİz
için bataklİk tabirini kullandİlar uzunca bir süre. Ama kimse ne sivrisineği
anladİ ne de bataklİğİ. Ersever ise bu sivrisinekleri tanİyordu
çünkü bataklİk dedikleri halkİmİz içinde uzun yİllar
kalmİştİ bizim gibi. Apo’nun onlar için ne
düşündüğünü de iyi biliyordu. Bakİn o nasİl anlatİyor
dağdakileri
: ‘’1992 yİlİ başlarİndan itibaren Botan-Behdinan
‘’kurtarİlmİş bölgesine’’ çok sayİda yeni
eleman aktarİldİ. Öyle ki, Türkiye’nin dört bir yanİnda
oluşturulmuş olan eleman temin etme ve toplama merkezleri, ağlarİna
düşürdükleri gençleri hİzla ve çok rahat bir biçimde,
turistik geziye gönderir gibi dağlara gönderiyordu. Böylece Apo’nun
elinde harcamakla bitiremeyeceği kadar çok sayİda genç insan
birikiyordu. şemdinli’de
Sİnİrİ Aşmak, anİ, Erdal Sarİzeybek, Pozitif yayİncİlİk. Üçgendeki
Tezgah, anİ, A.Cem Ersever, KİYAP yayİn-dağİtİm. Üçgendeki
Tezgah, anİ, A.Cem Ersever, KİYAP yayİn-dağİtİm. Abdullah Öcalan bunlarİn akİn akİn geldiklerini
görünce eskilere dönüp ‘’Sizlere hiç ihtiyacİm
yoktur, havalara girmeyin, kendinizi bir şey zannetmeyin, eğer adam gibi davaya hizmet
edecekseniz edin, yoksa hepinizden hesap sorarİm’’ demekteydi. Etrafİnda binlerce ölüme mahkum, kişiliğini kaybetmiş, kendini ifade
etmekten aciz, her serüvene kayİtsİz şartsİz boyun eğen insan bulunan
megolaman Apo, elbette herkese saldİrmaya cesaret edecekti. Neden etmesin ki?
Böylesine sürü gibi güdebileceği bir kalabalİğa sahipken, neden
kendini dev aynasİnda görmesin? Neden maceradan maceraya atİlmasİn? Yani
bu adamlarİ neden istediği gibi kullanmasİn? Sİnİr karakollarİ
baskİnlarİnda daha çok bu zavallİ,
sürüleştirilmiş(düşürülmüş) kişiler kullanİlİyordu.
Her baskİndan sonra askerin karşİ ateşi ile önemli bir kİsmİ da
ölüyordu. Ama hiç önemli değildi. Çünkü bunlardan
çok vardİ. İstemediğin kadar. Temininde de güçlük
çekilmiyordu. Adeta kendi ayaklarİyla geliyorlardİ. Apo adamlarİna talimat
verirken,’’Kürdistan’da her ailede başİboş dolaşan
çocuk var. Kİzlİ erkekli her aileden iki üç tanesini kaparsanİz
yüz binlerce insan eder. O kadar da zor değil, zaten aile reisleri bunlarİ beslemekten
acizdir. Çoğu oğlunu kİzİnİ gönüllü verir, öyle
dövünüp sİzlanmazlar. Sonra o gençler de sevinerek yanİmİza
gelirler. Evlerinde çoğu huzursuz, aile içinde eğreti duruyorlar. Gençlik
bunalİmlarİnİ en yoğun biçimde yaşİyorlar. Kolundan tuttunuz mu kolayca
koparİp getirirsiniz. Biraz da ilk geldiklerinde ortamİ güzelleştirdiniz mi,
evlerinden ayrİldİklarİnda sevineceklerdir’’, diyordu. İşte Apo,
Kürt insan malzemesini böyle kullanİyordu. Böyle değerlendiriyordu. Onu,
kanİ dökülmesi gereken bir nesne olarak görüyordu. Sonuçta
ne umuyordu?’’ Bu kitaba konu olan teröristin dağdakileri bunlar
işte. Apo’nun sivrisinekleri işte bunlar. Devlete yedi milyon dolara mal olan bizim
teröristimiz işte bunlar. Biz yİllarca bu dağdakilerle savaştİk, öldük ve
öldürdük. Uzun zaman geçti dağlarda, dağdakileri yok etmek
uğruna. Uzun geceler, uzun yollar. Çok şehit verdik, çok da terörist yok
ettik. Hâlâ da amacİmİz bu; dağdakileri yok etmek ama öğrenemedik
bir türlü, dağdakileri yok etmekle terörün de teröristin de
bitmeyeceğini. Ama adİ PKK’ysa bunun, yİllar boyu hiç kahrolmadİ!
Ölüsünün yedi milyon dolar ettiği bir ülkede, terörist kahrolur
mu hiç! İnanİn acİ doluyum. Geçen yİllar her gün bir bir
geliyor gözümün önüne; dağlar, keçi patikalarİ, bir taş
altİnda mevziler, yİrtİk elbiseler ve tabanİ düşmüş postallar.
Çatİşmalarda yardİma gelemeyenler, yardİma gidemeyenleri gördüm,
bizim için de, dağdakiler için de. Teslim olan dağdakileri gördüm,
konuştum çok. Yetmiş üç vatan evladİnİ kahramanca
savaşİrken gördüm, kahramanca şehit olduğunu da. 92’de Alan
Karakoluna altİ kişi ile yardİma gittik, beş kişi ile döndük, acİsİnİ
duydum yİllar boyu, unutmadİm hiç. Yok olacaklarİnİ anlamadan, ayakta
onlarcasİnİn üstümüze geldiğini gördüm. Yedikleri her mermi
ile düşe düşe yok olduklarİnİ ama kalanlarİn gene ayakta
üstümüze gelmeye devam ettiğini gördüm, ölümün
ne olduğunu bilmeden. Üç santim yanlarİna düşen merminin ardİndan
gelenin kendilerini öldürebileceğini düşünmediklerini daha doğrusu
bunu anlamadİklarİnİ gördüm. Karakol bahçesinde şehit ettikleri bir
vatan evladİnİn hücum yeleğini üstüne giyip oynayanİna rastladİm.
şehit ettikleri askerlerimizin çelik başlİklarİnİ giyip göğüslerini
kabarttİklarİnİ ama aynİ anda yediği bir mermi ile şehidin kanİnİn
hesabİnİ verdiklerini gördüm. Bu bir oyun, bu bir şehit kanİyla senaryosu
yazİlmaya çalİşİlan bir oyun. Hain, sinsi ve kalleş, ihanet dolu ve para dolu
bir oyun… Biz gene dönelim kara kuru, ufak kemikli dağdakilere. Onlarİ
anlamak, ne menem şey olduklarİnİ bilmek, ne düşündüklerini
öğrenmek için çok sİkİntİ çektik biz. Dedim ya
günlerce, haftalarca, dağlarda keçi patikalarİnda yürüdük.
Sonunda anladİk ki; bu dağdakilerin muhakeme, irdeleme, değerlendirme,
düşünme, tehlikeyi sezip ön alma gibi taktiği taktik yapan kavramlarİ
bildikleri yok! Bu şu demek: Bu dağdakilerin beynine ufak bir mikroçip yerleştir,
basit programlarİ yükle, uzaktan kumanda ile yönet, demek. Basit
olan bu program nedir? şu: Üç adİm ileri beş adİm geri.
Sağdan üç roket, soldan mevziye gir. İki el bombasİ at. Sonra tetiği
çek ve öldür! Gördüğün, bulduğun ne varsa
öldür! Bunlar robot, duygusuz, hain, kalleş bir robot. Bunlar makine,
ölmek ve öldürmek üzerine programlanmİş. Başka karmaşİk
şeyler aramayİn. Sakİn, “bunlar ne biçim terörist, onca asker
baş edemiyor bunlarla’’ demeyin. “Niye bu kadar şehit
veriyoruz, bunlarİn gücü ne kadar çok ’’ demeyin.
Hainlik parayla mİ? Geceden yola mayİnİ gizle, askeri araç geçerken
patlat, beş şehit! Bu onlarİn güçlü olduğunu mu gösterir? Gir
köye, masum kİz, kadİn, genç, yaşlİ demeden kurşuna diz! Bu
onlarİ güçlü mü kİlar? Ya da Bingöl karayolunda
yaptİklarİ gibi, indir otuz üç silahsİz askeri, yanİnda iki öğretmen iki
sivili, kurşuna diz! Bu güç mü? Bu insanlİk değil! Bunalr robot,
duygusuz, hain, kalleş bir robot! Siyasilerimizin, ‘’dağdan insin, ovada
siyaset yapsİn’’, dedikleri bunlar işte. Ne dersiniz? Bunlar siyaset yapabilir mi
sizce? şimdi gelelim bunlarİn yerdekilerine. Yerdekilerin bir karargah takİmİ
vardİr, bir de yönetenleri yani liderleri, örgütün üst düzey
kadrolarİ ama bunlar biraz farklİdİr dağdakilerden. – Senin adİn
ne? –
İskender. Güngörmüş birine benziyordu, okumuş, belli ki
küçükken iyi beslenmiş. - Nasİl katİldİn
bu örgüte? - Biz devletimizi
kuracağİz. Ben Diyarbakİr bölge sorumlusuyum. Bunun gibilere daha
önce de rastlamİştİm Töreli Vadisinde, anlatmİştİm size: – Zinar konuşan Kartal. Söz
veriyorum, size bir şey olmayacak, teslim olun! O zamanlar moda, teslim
olan teröristler anlatİyor; aman askere teslim olmayİn, öldürürler sizi,
diye propaganda yapİyorlar. Amaç kimse kaçmasİn, teslim olmasİn. Bunlar
bizi bilmez ki, biz kime el kaldİrmİşİz aman dileyen! Ben konuşmaya devam ettim.
Muhabbetimiz bir saat kadar sürdü. Sonunda, dayanamadİ terörist:
– Atatürk adİna söz veriyor musun? Ben şaşİrdİm. Terörist Atatürk’ü tanİyordu. Bir
yandan da gururlandİm, belli etmeden. Durur muyum hiç: –
Söz veriyorum! Atatürk adİna söz! Kimseye bir şey olmayacak. Sessizlik ve sonra: – O zaman Atatürk devrimleri adİna
da söz ver, dedi. İnanİn daha çok şaşİrdİm. Bu
can pazarİnda, Allah’la baş başa iken, aklİna Atatürk gelmesi ve aman
dilemesi! Soruyorsunuz şimdi; bu terörist bizim Atatürk’ü nerden bilir,
devrimleri nerden, diye? Ama biliyormuş! İnanamadİnİz değil mi? İnanİn,
bu olayİn tanİklarİ hayatta hâlâ. Aslİnda düşünmek lazİm
bunu, incelemek lazİm. Anladİğİm, baş sİkİşmadİkça, Atatürk
akla gelmiyor bizim ülkede! Ben söz verdim Atatürk adİna, Atatürk
Devrimleri adİna ve iki terörist geldi teslim oldu, silahlarİyla
birlikte. Hesaplaşma, Töreli Vadisi, anİ, Erdal Sarİzeybek,
Pozitif yayİncİlİk. Çoğu yaralİ, harap bitap, insanlİktan
çİkmİş; hiç heyecan bile yoktu yüzlerinde, sanki yaşayan
ölüler! Pişmanlİk içinde anlattİlar birer birer, Diyarbakİr
bölgesinde yaptİklarİ kötülükleri. Zinar bu, vücudu
bakİm görmüş bir varlİk olduğunu gösteriyor renginden, şeklinden, el
ve ayak uyumundan ve de bakİşlarİndan. Bakİşlar, diğer kara ve kurulara
göre farklİ, daha bir başka. Gözlerde bir İstİrap var, bir acİ var,
hissediyorsunuz. Aldatİlmİşlİğİn ve çaresizliğin pişmanlİğİ bu.
Hani bir davaya inanİr da ihanete uğrarsİnİz ya da davanİn, inandİğİnİz
dava olmadİğİnİ anlarsİnİz ya da her ikisini de görür ama geri
dönemezsiniz, geri dönemezsiniz de gözlerinizde garip bir bakİş belirir ya
işte onun gibi bir şey bu; acİ dolu, aldatİlmİşlİk dolu, pişmanlİk ve
çaresizlik dolu. Bu bakİşlarİ ben Töreli’de gördüm. Hepsi
de üst düzey yöneticisiydi bu katillerin, hainlerin. Hepsinin de bakİşlarİ
birbirine benziyordu, İstİrap ve çaresizlik dolu. Bunlar karargâh
takİmİydİ, plan yapan, program yapan, kendi kendilerine düşünen ama
düşündükleri ile yaptİklarİ farklİ olan ya da
düşündüğünü yapamayan, yapamadİğİ
düşüncelerini yüksek sesle söyleyemeyenler bunlar. Bunlar gibi sadece
terörist mi var? Bir de bizim atanmİşlara bir bakİn; bunlar gibi çok da
onlardan var, gerçeği görmek ve söylemek yerine duymak istenileni
söyleyen, bakİn etrafİnİza
göreceksiniz. – &nbs
p; Ya sen kimsin? –
Karayİlan. – Görevin ne
örgütte? – Merkez
yöneticilerindenim. Yapİn bir istatistik, iri kemikli ve semirmiş olanlarİn
hepsi ama hepsi yöneticidir. Çatİşmalara uzaktan katİlİr bunlar, hem de
çok uzaktan. Zira kurşunu yiyince öleceklerini bilirler. Bakİn Abdullah
Öcalan’a, bakİn kardeşine, bakİn Karayİlan’a, hepsi iri kemikli ve
semirmiş sİnİfİna girer, yani yönetici, yani ölümden korkan, devletten
korkan, yasalardan korkan. Öcalan yakalandİğİnda ilk ifadesi ne oldu: Benin
anam da Türk’tür. Ben Türkleri severim. Bu gruptakilerin en
büyük özelliği, öldürmeyi öğretirler dağdakilere. Bir
avuç bulamaçla günlerce yürütürler, uyutmazlar, bir nevi
beyin yİkama metodudur bu. Hafİzanİzİ silerler, duygularİnİzİ yok ederler.
Örgüte katİlanlarİn derhal kimlikleri toplanİr, ne varsa üzerlerinde niye
alİnİr sanİrsİnİz? İşte bunun için; kişiliğini yok etmek,
geçmişle bağİnİ koparmak, sürü haline getirmek için. Para
bunlardadİr, alİşverişi bunlar yapar. Dağdakiler paralarİ toplar, bunlara verir.
İnanİn dağdakilerde ben hiç para görmedim, ne tabanca, ne de içi dolu
sİrt çantasİ. Dedim ya bu yöneticiler, bu iri yarİ semirmişler
ölümün ne olduğunu iyi bilir ve kaçar. Aslİnda bunlar yasalardan da
korkar uygulanacağİnİ bilirse eğer. Ama bunlarİn elebaşİnİ yakalar da, adam
yerine koyar da, sağa sola talimat vermesine göz yumarsanİz, dağlara seslenmesine
izin verirseniz, hele ki bundan medet umduğunuzu da bir bilirse, sizinle alay eder ve de bir
güzel dağdakileri, yerdekileri ve siyasilerini idare eder. İşte bu yüzden şimdilik
dağdakileri, dağdan indirmek zordur yerdeki sesleri kesemediğimiz için. Bu
cinsten olanlarİn sayİsİ öyle sandİğİnİz kadar fazla değildir.
Yönetici kadro, çok çok yirmi kişi elli kişi yüz kişi. Bunlarİn bir
miktarİ Irak’ta, bir miktarİ İran’da, bir miktarİ da Avrupa’dadİr.
İran’dakiler sİnİr boylarİndaki kaçakçİlİktan gelen paralarİ
toplar, kaçaklİğİ organize eder. Irak’takiler, Barzani, Talabani, Amerika ve
İsrail ile koordinasyonu sağlar, dağdakilere kumanda eder, örgüte bin bir umutla
gelen yeni katİlİmcİlara, sanki öğretim görevlisiymiş gibi ders ve
konferans verirler. Tabii hemen sonra dağa gönderirler. Bu iri kemikliler
yaşadİğİ sürece inanİn dağdakiler, bunlarİn korkusundan inemez,
kaçanİ öldürürler. Avrupa’dakiler ise, garip
gurbetçilerimizin ekmek parasİnİ alİr, yİlda milyonlarca dolar haraç
toplar, uluslar arasİ ilişkileri yürütür. İnanİn bana bu dün de
böyleydi, bugün de böyledir. Dikkat edin Barzani ve Talabani
kardeşlere, yİllardİr PKK’dan kaçİp onlara sİğİnanlar oldu,
kaçİnİ bize teslim ettiler? Edemezler. Ederlerse örgüt biter.
Örgüt biterse onlar da biter. Zira bu sevimli kardeşler bize kafa tutamadİklarİ
için, biz de, daha çok demokrasi, daha çok insan haklarİ peşinde
olduğumuz için, demokrasi adİna dünyada eşi ve benzeri
görülmedik bir şekilde bu hainlere bir şey yapamadİğİmİz için,
hainlerin hainini idama mahkûm edip sonra her ne hikmetse müebbet hapis
cezasİ verdiğimiz için, bu cezayİ bile adam gibi infaz edemediğimiz için,
dağdakileri dağda tutanlara bir şey yapmadİğİmİz için, işte
Barzani-Talabani kardeşler bunlar yoluyla bize kafa tutar! İş bununla da bitmez, siyasi kol
ve kanatlarİ, belediye başkanlarİ da kafa tutar! Kime? Devlete! Bize! Ülkesini
sevenlere, vatan için, bayrak için ölenlere, şehitlere, kanunlara,
halkİmİza! Bunun adİ ihanet değilse nedir? İnanİn çirkin ve kanlİ bir
oyun bu. Terör denince hep bizim dikkatimizi dağdaki teröristlere
çekiyorlar. Siyasilerimiz kafa kafaya vermiş düşünüyor,
‘’ bu dağdakiler nasİl iner’’, diye. Halbuki bunlar dağdan inse
hepimizin başİna bela olacak ama kimse bunun farkİnda değil! Allah’tan
teröristler de farkİnda değil. Bu dağdakilerin hepsi anlaşİp da, bir anda hepsi
birden dağdan inse, bir inse ortalİk toz duman olacak, farkİnda değiller! Nasİl
mİ? Gelin sizinle bir hesap yapalİm, diyelim ki şu anki terörist sayİsİ
beş bin olsun. Buna göre, başta katillerin elebaşİsİ olsun şu an
İmralİ’da yatan, etrafİndaki kadroyla birlikte sayİsİ bin olsun. Geriye kalan
dört bin nedir bilir misiniz? Dağdakiler. Hadi diyelim ki bu dört bin kişi silah
bİrakİp, bazİlarİnİn istediği gibi dağdan indi. Ne yapacaksİnİz? Bir kere
sizin ceza evlerinizin kapasitesi bunlarİ kaldİrmaz. Af mİ çİkaracaksİnİz
yer açmak için? Yapİn bunu yapİn da zaten güvenlikten yoksun
milletimiz kendi ülkesinde yaşayamaz hale gelsin! Önce size şunu sorayİm,
dağdan inecek bu katilleri siz tanİyor musunuz? Yani kimin ne suç işlediğini, kimin
kim olduğunu biliyor musunuz? Hayİr. Niye hayİr? şunun
için; zamanİnda halkİ koruyamadİk terörden ve kaçİrİlmalarİ
önleyemedik. Bunlar hakkİnda ya “örgüte üye
olmaktan” ya da “kaçİrİlarak örgüte mal
edilmekten’’ fiş açtİk. Peki, hepsi için cumhuriyet
savcİlarİmİz hazİrlİk soruşturmasİ yapİp da suç delillerini toplayİp
da gİyabi tevkif müzekkeresi çİkardİ mİ? Çİkaramaz ki!
Çünkü terörle ilgili işlenmiş suçlarİn neredeyse tamamİ
faili meçhul. Faili meçhul ne demek, o suçu kimin işlediğinin belli
olmamasİ demek. Açİkçasİ bu katil robotlar; yola mayİn döşedi,
karakola saldİrdİ, öğretmenimizi, polisimizi, askerimizi, vatandaşİmİzİ
öldürdü öldürmesine ama kimin kimi
öldürdüğü bilinmiyor. Sonradan ele geçen dokümanlardan
biraz delil bulunabildi ama bu hukuken ne kadar geçerli olacak; bir sanİğİ 250
kişilik avukat ordusu savunmaya kalkİnca, üstelik Avrupalİ dostlarİmİzİn
refakatinde! Diyelim ki, ceza verdiniz, yer buldunuz ve hapse attİnİz. Bizde etkin
pişmanlİk var, meşruten tahliye var, af var, nasİl olsa bir gün hapisten
çİkacak, girecek aramİza ve kardeş kardeş yaşayİp gideceğiz. Peki, bu
katiller işsiz, ekmek parasİ yok, üstelik cahil, nasİl iş bulacaksİnİz zaten
milyonlarca işsizin yanİnda? Bulamayacaksİnİz. Peki, ne olacak bunlar? Gene
terörist, gene katil robot! Nasİl mİ? Hani kİlİk değiştirir gibi ad değiştiren
bir parti var ya, işte onun yanİna gidecekler iş bulmak için. Genel Kurmay
Başkanİmİz örgütün işbirlikçilerinden bahsetti,
‘’çok tehlikelidir bunlar’’, dedi. işte en güzel
işbirlikçi bunlar olacak, hem de tecrübeli, eğitilmiş, üstelik ucuz, bini bir
para. Ne yapacağİz o zaman? Her gün toplumsal olay, kadİn çoluk
çocuk önde, tahrip talan. Bu duruma Avrupalİ dostlarİmİz seyirci mi
kalacak sanİrsİnİz? Koşa koşa gelecekler, laf hazİr: “Türkiye
sİnİfta kaldİ insan haklarİ dersinden, böyle olursa zor girersiniz AB’ye, ya
dersinizi iyi çalİşİn ödevinizi günü gününe yapİn, ya
da AB’yi rüyanİzda görürsünüz. En iyisi siz daha çok
demokrasi getirin.’’ Onlarİn demokrasi, insan haklarİ dediği ne biliyor
musunuz? Başta Öcalan’a af, örgütün lider kadrolarİna af,
sonra bu teröristlere siyasi haklar, ana dilde eğitim, bölgesel özerklik yani
önce siyasi sonra fiili bölünme. Böyle gidersek eğer, bu gidişe dur,
demez isek eğer, hainlere hesap sormaz isek eğer, bir gün Abdullah
Öcalan’İ Mustafa Kemal’in, Türk milletinin büyük
meclisinde görürseniz, şaşİrmayİnİz! Peki bu dağdakiler, dağdan
inerse ne olacak? Peki, ne yapmalİ bu belayİ savuşturmak için? Bana kalİrsa
tez elden, her vilayette İslahevi türünden, yarİ hastane yarİ hapishane gibi
yerler açmalİ. Hem cezalarİnİ çekmeli bunlar hak ettikleri, hem de
yurttaş ne demek öğretilmeli, bayrak ne demek, vatan ne demek! Bir yandan tedavi
edilmeli, diğer yandan ekmek parasİ kazanabilecek bir meslek öğretilmeli.
Çete başİ onlarİ nasİl terörist, katil robot yaptİysa, biz de onlarİ
önce insan yapmalİ ve insanİ sevmeyi öğretmeliyiz. Bunu yapamayacaksak
eğer, bİrakİnİz dağda kalsİnlar, gün gelir bahar karlarİ gibi erir giderler.
Ama bunlar dağda kaldİğİ sürece yerdekilerin gücünü yok
edemezsiniz. İmralİ’ya güç veren onlar, Barzani’ye
güç veren onlar, DTP’ye güç veren onlar. İmralİ’daki Abdullah Öcalan, siyasi kol ve kanatlarİ dağdakilerin teslim
olmamalarİ konusunda sürekli talimat göndermektedir. Zira bu kişilerin teslim
olmasİ halinde yerdeki teröristlerin gücü de ortadan kalkacaktİr.
İmralİ’yİ İmralİ yapan kimdir? Dağdakiler! Dağdakileri dağda tutan kimdir?
Yerdekiler! Yerdekilerin hal çaresine gelince. Yerdekiler adam olmaz! İmralİ,
siyasi kanatlarİ adam olmaz, bunlarİn belediye başkanlarİ adam olmaz, lider
kadrolarİ adam olmaz. Onlarİn işi bu, öldürmek, öldür talimatİ
vermek! Onlar zaten arkalarİnda katil robotlar olmazsa yaşayamaz. Onlarda ne yürek
var, ne de bilek. Kalleşlik onlarda, hainlik onlarda, ellerine maşa alİp masum insanlarİ
öldürtmek onlarda. Kendileri ortaya çİkİp zaten erkekçe bir şey
yapamazlar. Yakalayİn onlarİ, atİn hapse, sadece yaptİklarİ
kötülükleri sayacaklarİ kadar bir ceza verin. Göreceksiniz; bize ve
ülkemize yaptİklarİ kötülüklerin belki daha yarİsİnİ sayarken
ömürleri orada bitecek. Size dağdakileri anlattİm, sizce kim bunlar, bilesiniz
istedim. Bunlar, doğudaki halkİmİzİn çaresizliği, seçilmiş ve
atanmİşlarİmİzİn gafletidir. Bu çaresizlik yok olmadİkça, bu gaflet
son bulmadİkça, dağdakiler bitmez, terör bitmez, terörist bitmez. şimdi bize mozaik diyorlar. Bize diyorlar ki kültür zenginliği. Kimlik meselesi
diyorlar, alt kimlik üst kimlik diyorlar. Hiç birine inanmayİn! Onlar biziz, bin
yİldİr beraber yaşayan biz. Ama ne oldu, ne değişti, devran niye döndü
de, şimdi bir teröristin ölüsü yedi milyon dolar ediyor. Bunu ben
demiyorum, bunu, Bakan Hüseyin Çelik söylüyor. 200 milyar dolar
harcadİk, diyor. Bu nasİl iş? Bu paralarİ İnsanİmİzİ yaşatmak için
harcamİş olsaydİk, zaten terör hiç olmazdİ ki. Ama ölüsü
yedi milyon dolar ediyorsa bir teröristin, o ülkede terör biter mi hiç!
İhanet çaresizlikte. İhanet çaresizlikte, ihanet parada, ihanet koltukta. Herkes
biliyor ama biz görmüyoruz.
|