Aktütün Yiğitleri
|
| ANLAŞILDI; PKK İLE İRTİCA BİR OLUP TÜRK DEVLETİNİ YÖNETECEK, ÖYLE Mİ? |
|
|
PKK TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYESİ İSENİZ SİZE HERŞEY SERBEST; BARZANİ'DEN GELİN ALIN DAMAT OLUN, SÜLEYMANİYE'DE YAŞAYIN,
IRAK VE AVRUPA'DA CİRİT ATIN. MİLLETVEKİLİ OLUN GAZİ PAŞA'NIN MECLİSİNE GİRİN. ÇOLUK ÇOCUĞU TOPLAYIP DAĞA ÇIKARIN VE BİZİ ŞEHİT EDİN. ŞİRKETLER AÇIN PARAYI İSVİÇRE'DE KASADA SAKLAYIN. İMRALI'DA YATIN, YAĞ VE BAL SÜRÜN ELİNİZE. CANINIZ SIKILIR DA ADALET DEYİP DAĞDAN İNERSENİZ, YAPTIĞINIZ YANINA KAR KALSIN VE SERBEST KALIN. PEKİ PKK'LI TERÖRİST DEĞİL DE HARBİYELİ OLURSANIZ, İŞTE O ZAMAN ALLAH YARDIMCINIZ OLSUN! BEN BURADA AÇIK AÇIK CİRİT ATANLARI YERLERİYLE YAZIYORUM İŞTE, HANİ HUKUK HANİ ADALET, HANİ TERÖRLE MÜCADELE HANİ ŞEHİTLERİN HAKKI, NEDEN BİR ŞEY YAPILMIYOR BU HAİNLERE!
Türkiye’de terör deyince akla ilk PKK geliyor. Bu örgüt mercek altına alındığında karmaşık olmayan ve sanılanın aksine oldukça basit bir yapısal özellik ortaya çıkıyor; örgüt başı, sözde lider kadro, arşiv, finans ve eleman kaynakları, iç ve dış destekleri, dağ kadrosu.
Bu yapılanma analiz edildiğinde ise siyasi sorumluluklar, mücadele alanları ile eylem stratejileri kolaylıkla görülebiliyor.
Örgüt başı halen İmralı’da yatmakta olup ömür boyu hapse mahkumdur. Demokratik ceza adalet sistemi, böylesi bir cezanın dört duvar arasında çektirilmesi ve dış dünya ile irtibatın yeterince kısıtlanmasını zorunlu kılar ve bu uygulama Adalet Bakanlığı’nca hayata geçirilir.
Örgütün sözde lider kadrosuna gelince, bunlarla mücadele Dışişleri Bakanlığı’nın görev ve sorumluluğundadır. Ancak siyasi iradenin uygulayıcılarında bu teröristlerin yakalanması, iadesi ve yargılanması konusunda bir söylem ve eylem birlikteliğine bugüne kadar rastlanmamıştır.
Siyasi iradenin sürdürdüğü AB’ye üyelik girişimleri ve geliştirdiği ilişkilerin boyutu ile PKK terör örgütü lider kadrosunun “siyasi mülteci” statüsüyle legalleştirilerek Avrupa’da desteklenmesi arasında çok çarpıcı bir karşıtlık ortaya çıkmaktadır.
Bu karşıtlık; terörle mücadele kararlılığını sözde vurgulayan siyasi iradenin üzerine düşen sorumluluğun gereklerini özde yapmayışının açık bir göstergesidir.
Halbuki BM kararları ve uluslararası hukuk teröristlerin Türkiye’ye iade edilmeleri için gerekli hukuki olanağı vermektedir. Bu ülkeler PKK’yı terör örgütleri listesine almakla uluslararası terörle mücadele açısından kağıt üzerinde de olsa sorumluluklarını yerine getirmişlerdir.
Ancak kararlı bir milli duruş sergileyemeyen siyasi irade bu tavrıyla terörle mücadelede alınan uluslararası kararların eyleme dönüşmesini sağlayamamaktadır. Bu bir siyasi sorumluluktur.
Finans kaynaklarının başında ise uyuşturucu ve silah kaçakçılığından elde edilen gelirler yer almaktadır. Ekonomiden sorumlu bakanlıklar Doğu bölgesinde terörle birlikte ortaya çıkan ve kaçağa bağlı oluşan kayıt dışı ekonomiyi kontrol altına alamadığı için kaçakçılık eylemleri terörü finanse etmektedir.
Avrupa’daki gurbetçilerden alınan haraçlar da ayrı bir örgütsel gelir kaynağı olarak karşımıza çıkmaktadır.
ROJ TV reklam gelirleri, örgütsel yayın satışları, örgüte ait şirket gelirleri, sanatçı ve iş adamlarının bağışları ve sözde sosyal organizasyonlarla PKK terör örgütünün yıllık gelir toplamının yaklaşık 500 milyon AVRO’ya ulaştığı Genelkurmay II. Başkanı Orgeneral Ergun Saygın tarafından açıklanmıştır.
Bu finansman detayları İsviçre’deki vakıf hesaplarında mevcut olmasına karşın hesap detayları ele geçirilemediği için bu para trafiğinin gerçek boyutları da ortaya çıkarılamamıştır.
Yaşları on iki ila on beş arasında değişen bu çocukların örgüte katılarak katil robot haline gelmelerine yol açan başlıca etken, Türkiye’nin Doğu illerinde yüzyıllardır devam eden feodal ve dini yapının kırılamayışıdır.
Kırılamayan aşiret ve din baskısına cehalet, yoksulluk, işsizlik ve sosyo-kültürel faktörler eklendiğinde dağa çıkış sürecini şekillendiren çağ dışı yapısal özellik ortaya çıkmaktadır.
Demokratik, laik ve sosyal hukuk nizamının yurt sathına yayılması ve insanların insanca yaşayabilmeleri için gerekli önlemlerin alınması, arşivlerin ele geçirilerek finans kaynaklarının kurutulması bir siyasi sorumluluktur.
Politik destekler, AB Adalet Divanı’nın “PKK terör örgütü değildir” kararıyla gün ışığına çıkmış, aynı kararda yer alan “Kürdistan ve azınlık” ifadeleri de siyasi desteğin somut örneklerini oluşturmuştur. Dış desteklerin koordinasyonu örgütün Avrupa siyasi cephe teşkilatı tarafından gerçekleştirilmektedir.
Bu cephe; bürolar, dernekler, federasyon ve konfederasyon şeklinde yapılanmış olup 1980’lerden günümüze faaliyetlerini sürdürmektedir. Dış destekler içerisinde en önemli ikinci husus ise Irak kuzeyindeki örgüt kampları ve örgüte sağlanan silah temin kolaylığıdır.
ABD’nin Irak’ı işgaliyle Saddam’dan arta kalan silahların bir kısmı örgütün eline geçmiştir. PKK, halen Irak’ın kuzeyindeki Barzani bölgesinde bulunan Zap, Avaşin, Basyan ve Hakurk kamplarında faaliyet göstermektedir.
Son hava harekatında vurulan yerlerin bu kampları işaret etmesi sayılan yerlerdeki terörist varlığının kanıtıdır.
İç destekler ise DTP adıyla demokratik zeminde faaliyet gösteren bir siyasi parti eliyle yürütülmektedir. Aynı zihniyetteki Doğu illerindeki belediye başkanları da PKK terör örgütünün legalleşmesi için gayret göstermektedir.
“Örgütün şehirde silahsız gezen elemanı” anlamına gelen milisler de dağ kadrosunun kırsaldaki eylemlerini kolaylaştırmak için alt yapı ve destek oluşturmaktadır.
Bu sürecin örgütün talepleri doğrultusunda sonuçlanması varsayımında, PKK terör örgütü legal hale gelebilecek ve Türkiye’nin üniter yapısına yönelik iç tehditler de kaçınılmaz bir biçimde ağırlığını toplumda hissettirecektir.
Bu ağırlık örgüt desteğinde geliştirilecek toplumsal olaylarla yakın gelecekte gün yüzüne çıkaracaktır. Sayılan risk ve tehditleri önleyici tedbirlerin alınması siyasi bir sorumluluktur.
Son resmi değerlendirmelere göre örgütün dağ kadrosu yurt içinde 1500, yurt dışında ise 3500 terörist olarak tespit edilmiş olup dağlardaki mücadele yaklaşık otuz yıldır sürmektedir.
2008 rakamlarıyla bu sayının 30 bine ulaştığı değerlendirilmektedir. Buna karşın dağdaki mücadele son bulmamış aksine Şırnak-Tunceli hattında güvenlik kuvvetlerinin operasyonları sürmektedir.
Bu tablo, örgüte verilen dış desteklerle Doğu illerimizdeki çağ dışı yapının oluşturduğu tehdidin yurt içindeki yansımasına yönelik gerçekleştirilen askeri operasyonları ifade etmektedir. Dağdaki teröristle mücadele, terörle mücadelenin küçük bir parçasıdır.
Terörle mücadele etmek bir siyasi sorumluluktur ve bunun stratejik planlaması da siyasi otoriteye düşen bir görevdir.
1978’den günümüze otuz binden fazla terörist etkisiz hale getirilirken yaklaşık 300 milyar dolarlık bir milli kaynak kullanılmıştır. On bine yakın şehit verilmiş, binlerce vatandaşımız teröristler tarafından öldürülmüştür.
Irak’ta Barzani bölgesindeki PKK kamplarını TSK vururken, siyasi iradenin Barzani ile ilişkileri geliştirmesinin açıklanabilecek bir mantığı yoktur.
Irak ve Avrupa’daki görmezden gelinen PKK varlığı siyasi cephe faaliyetlerinin, Türkiye’deki terör destekçilerini ve etnik ayrımcılık üzerinden bölücülük yapanları güçlendirdiğini anlamazdan gelerek “insan hakları ve demokratik açılımlar” adıyla ayrışmayı derinleştiren politikalar izlemenin hak ve hukukla bağdaşır bir yanı olamaz.
Demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin iç ve dış tehditlerle yan yana gelmesine yol açan temel faktörler de aynı mantık düzlemi içerisinde düşünülmelidir.
Ulusal çıkarlarımıza aykırı politikalar izleyerek Türkiye’nin bugünlere gelmesine yol açan siyasi iradelere zamanında hesap soracak bir demokratik savunma mekanizması işletilemediği için bugünler yaşanmaktadır.
Çağdaş demokratik sistemlerde yönetenin sorumsuz olabileceğini düşünmek olası değildir.
Bu çerçeveden bakıldığında, askeri operasyonların dağdaki teröriste yöneltilmesinin küresel güçlerin bölgesel planlarını hayata geçirmesini engelleyici bir özellik taşımayacağı görülecektir.
Kaldı ki Türkiye bölge ülkeleri üzerinde inandırıcılık ve caydırıcılığını da kaybetmiştir. 20 Mart 2003’te Irak’a savaş anlamına gelen bir tezkere Meclis’ten geçmiş ancak siyasi irade bu yetkiyi kullanmamıştır.
Tüm bunlar güçlü ve bağımsız Türkiye profilini olumsuz etkileyen siyasi sorumsuzluklardır. Bu aşamada olası bir askeri harekat mutlak bir siyasi hedefe yönelmeli, PKK terör örgütü ise bu siyasi hedefe ulaşmak için ele geçirilip etkisiz hale getirilmesi gereken tali bir hedef durumunda değerlendirilmelidir.
Ulaşılması amaçlanan siyasi hedef Türkiye’nin 2002 yılında çizmiş olduğu Kırmızı Çizgiler olmalı ve bir daha silinmemek kaydıyla yeniden ve daha kapsamlı çizilmelidir.
Siyasi iradenin gerçek ötesindeki karar ve uygulamaları terörle mücadele olgusunu artık bir trajediye dönüştürmüştür.
Var olan güçlü dinamikleri harekete geçirmemekle Türkiye’yi içsel bir çözümsüzlüğe itmek, coğrafyasına hapsederek siyasi manevralarla ayrılıkçı teröre çare aramak ve bu yüzden şehit vermek bu trajedinin bir sonucudur.
TSK’nin ulusal çıkarlara dayalı olası bir sınır ötesi harekatla bu trajediyi noktalamalı ve terör belası çocuklarımıza bırakacağımız bir miras olmamalıdır.
ÖNCEDEN YAZMIŞTIM BU MAKALEYİ, ŞİMDİ YERİ GELDİ, TEKRAR HATIRLATMAK İSTEDİM. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
Popüler
- PEKİ, YAHUDA BU GÜCÜ NERDEN ALIYOR ?
- AKTÜTÜN KARAKOLU'NA SALDIRI
- Erdal Sarızeybek Siyaset Meydanı Görüntüleri
- Ntv - Ergenekon Soruşturmasıyla İlgili Açıklamaları
- Erdal Sarı Zeybek 17 Mart 2008 Haber Masası Programı Görüntüleri
- YAHUDA'NIN GÜCÜ
- PKK, NEDEN AKTÜTÜN'E SALDIRDI?
- SAVCI ZEKERİYA ÖZ HAKKINDA SUÇ DUYURUSUDUR!
- Erdal Sarızeybek - Teke Tek Programı
- ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ AMA PKK DEĞİL ÖYLE Mİ?





















Emekli Albay Erdal Sarızeybek, öneri ve eleştirilerinizi bekliyor. Görüşlerinizi belirtmek için 


