Aktütün Yiğitleri
|
| BÖYLE DEMOKRASİ OLUR MU? |
|
|
TERÖRÜN GÖLGESİNDEKİ DEMOKRASİ
29 Mart 2009’da yerel seçimler yapılacak, ama öncesinde Nevruz kutlamaları var. Başbakan Erdoğan Doğu’da il il dolaşıyor, TOKİ konutları açılış törenlerine katılıyor, partisi adına gövde gösterisi yapıyor ama ardında DTP’nin kışkırttığı toplumsal olaylar var.
PKK terör örgütünden şimdilik ses yok, eylemler durmuş gibi görünüyor ama ardında Barzani ve Talabani’nin yükselen sesi var.
Bu tablo içerisinde seçimlere ve ardındaki teröre bir bakalım; bakalım bu demokrasi denilen halkın egemenliği ve insan hakları denilen kutsal değerler bu tablonun neresinde? AKP VE DEVLET AKP hükümeti Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetiyor, iktidar partisi olarak meydanlara halkı topluyor ve yanında emniyet ve asayişi sağlamakla görevli güvenlik güçleri var.
Devletin Başbakanı Diyarbakır, Yüksekova ve Hakkâri’ye gidiyor, etrafında bir koruma ordusu ile teröre karşı güvenliğini sağlıyor ama hemen yanı başında DTP ve PKK terör örgütünün işbirlikçileri halkı sokağa döküyor, devletin kurumlarına ve polise taşlı, sopalı, molotof kokteylli saldırılar yapılıyor, halk güvenlikten yoksun. Sanırsınız devlet güç ve otoritesi yok, ama var, devlet var ama gücü kullanan iktidar yok.
Devletin gücü Başbakanı korumaya almış, halk ise yalnız ve çaresiz terörün akıntısına kapılmış bir bilinmeze doğru gidiyor. Halk var, demokrasi var, yasalar var ama devletin otoritesi yok. Bunun anlamı nedir? Bu, iktidarı elinde bulunduran siyasi iradenin halka bir mesajıdır; ya DTP ve PKK terör örgütünü destekle ya devleti ve seçimini en geç 29 Mart’a kadar yap, demektir. Peki devlet mekanizması içinde AKP’nin görevi nedir?
Hükümet olarak halkı korumak, güvenliğini sağlamak, güvenliğe tehdit olarak ortaya çıkan DTP ve PKK’nın işbirlikçilerini etkisiz hale getirmek ama bu yapılmıyor ve halkımız çaresiz bırakılıyor. Kısacası bugün Doğu’da devlet gücünü yanına almış bir AKP, PKK terör örgütünün gücünü yanına almış bir DTP ile kendi varlığından başka gücü olmayan, ne devlet gücü ne de PKK’sı olan bir halk var.
DTP ve DEVLET
DTP anayasal düzene uygun olarak yani şeklen uygun olarak kurulmuş bir siyasi partidir, ardında PKK terör örgütünün desteği var. Partinin önde gelen isimleri olan Ahmet Türk, Akın Birdal, Osman Baydemir vakti zamanında İmralı’da yatan bölücü başının seçtiği isimlerdir.
1993’te Lübnan Bekaa’da, İmralı’da yatan bölücü başı ve ABD kuklası Talabani ile Türk devletine karşı ateş-kes isteyen kim; Ahmet Türk. AB ülkelerinde cirit atan PKK’nın siyasi cephe teşkilatı ERNK’nın Türkiye’deki İnsan Hakları Dernek Başkanlığı’na seçtiği kimdir; Akın Birdal. Diyarbakır Şube Başkanı olan kim; Osman Baydemir. Bu bilgiler gizli değil, herkes biliyor çünkü Ankara DGM’nin kayıtlarında var. Bu partinin, PKK terör örgütünün siyasi kol ve kanadı olduğunu bilmeyen var mı Türkiye’de, yok.
Zaten aksini söyleyen de yok ama işlem yapan da yok. DTP, devletin demokratik sistemi içerisinde yaşıyor ama terör örgütü ile doğrudan bağlantısı olan bir siyasi parti demokratik sistem içerisinde nasıl yaşıyor, bunu soran da yok. Devlet gücünü yanına alan AKP sahaya çıkıyor, karşısında PKK’nın desteğini almış DTP var.
Devlet gücü AKP’yi koruyor, PKK’nın gücü ise DTP’yi. DTP halkı devlete karşı isyan noktasına getiriyor ve devlet gücüne karşı koymanın temelinde DTP yatıyor ama devletin gücü DTP’ye karşı harekete geçeceği yerde sokağa dökülen çocukları topluyor, gözaltına alıyor, halk yine yalnız ve çaresiz.
HALK ve DEVLET
Devletin ilk görevi halkımızın can ve mal emniyetini sağlamaktır ama sağlayamıyor; her yerde toplumsal olaylar, atılan bombalar, nerede ne zaman ne olacağı belli olmayan karanlık bir gidişat, halk kuşkulu. Devletin ilk görevi halkın geleceğini güvenlik altına almak ama alamıyor; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hükümranlık haklarına yabancı ülkeden gelen silahlı güçler saldırıda bulunuyor ama devlet bu eşkıyanın peşinden gitmiyor, halk geleceğinden endişeli.
3225 köy ve mezra terör nedeniyle boşaltılmış, bir milyon insan yerinden yurdundan göç etmiş ama haliniz nicedir diye soran yok. Önceden PKK şimdi ise DTP bu göçün peşini bırakmıyor; İstanbul, İzmir ve Mersin’deki olayların içine çekiyor çaresiz vatandaşımızı, devletin gözü sanki kör olmuş bu gerçeği göremiyor. Yüzyıllardır süregelen feodal yapının ağırlığı altında çökmüş halkımızı bir PKK vuruyor, bir DTP vuruyor, bir kaçak vuruyor, bir şeyhler-şıhlar vuruyor ve bir de devlet.
Feodal baskı, aşırı nüfus, işsizlik, yoksulluk, eğitimsizlik ve cehalet, göçler, kaçakçılık ve terör bir kâbus gibi halkımızın üzerine çökmüş, nefes bile alamıyor artık. Bugün ve yarınından endişeli ve kuşkulu bir halkın varlığı demokrasiyi gölgeliyor; demokrasi demek insan hakları demek, demokrasi demek özgür irade demek ama halkımızın ne özgür iradesi kalıyor ne de insan hakları, güvensizlik yıkıyor, parçalıyor tüm değerleri.
Halk var ama devletin gücü ve otoritesi zaafta, devlet AKP’nin yanında, halk ise bir başına, çaresiz.
PKK ve DEVLET
Bu yaz ve sonbaharda hem yurt içinde hem de Irak kuzeyinde önemli darbeler yiyen teröristler her yıl olduğu gibi bu yıl da kış uykusuna çekilmeyecektir, bunu görmek gerek; Hakurk ve Kandil’de, bir önceki yıldan gelen kayıplarını gidermek için AB ülkeleri, Irak, Suriye ve İran’dan terörist adaylarını toplayacak, yetiştirecek ve gelecek yıla hazırlayacaktır, tarih tekerrür ediyor.
Teröristler kış uykusuna bu yıl yatamayacak çünkü bir kısım eli ayağı düzgün teröristlerin sivil elbise giydirilip, şehirlere gönderilmesi ve seçimler için DTP adına çalıştırılması ama çok çalıştırılması gerek. Onlar olmasa halkı sokağa kim, nasıl dökebilir ki! Kış uykusuna yatamayacaklar çünkü başta Tunceli ve Şırnak olmak üzere şehirlerin giriş ve çıkışlarına döşenecek mayınları şimdiden toplamak gerek, fırsat olursa şehir içinde patlatılacak bombaları şimdiden hazırlamak gerek, tarih tekerrür ediyor.
Üstelik gün geçtikçe ağırlığını hissettiren hava harekatı hırpalıyor PKK’yı, bu konuların ABD ile görüşülmesi gerek. Bununla birlikte, örgütten kaçanlar, kopanlar, yaralananlar Barzani’ye gitmiş, Barzani özel birlikler kurmuş, bu teröristlerin geri alınması gerek, bu konuların da Barzani ile görüşülmesi gerek, kış uykusuna yatmak için nasıl fırsat bulacak ki PKK?
Öte yandan İmralı’da yatan bölücü başı öfkeli, bir an önce kurtulmak istiyor dört duvar arasından, bu konunun da AB ile ciddiyetle ele alınması, hükümete baskı yapmalarının sağlanması gerek, kısacası bu yıl işi zor teröristlerin çünkü kış uykusuna yatabilmeleri için fazla zamanları yok.
Devletin güvenlik güçlerine gelince, zaten geçen yılki önemli operasyonlardan dolayı yorgun; kimi istirahatte, kimi küçük çaplı operasyonlarda olacak, karakol inşaatları yapacak, eksik gedik giderilecek gelecek yıla hazırlanmak için her yıl ki gibi, onların da işi zor.
DEMOKRATİK SEÇİM TRAJEDİSİ
Bu tablo içerisinde gerçekleşen 29 Mart seçimlerinden kim ne bekleyebilir ki? Üstelik 29 Mart’ta yerel seçim olacak ama seçim öncesi yapılacak olan Nevruz kutlamalarından bahseden yok, neler olabileceğini öngören yok. Halkımız Nevruz’a karşı hassastır; bir bayram onun için ve bu bayramda sokağa çıkacak allı yeşilli elbiseleriyle, çoluk çocuk, kadın kız, eğlenecek; tek düşünceleri sokağa çıkıp eğlenmek.
Ama PKK işbirlikçi gücünü yanına almış DTP buna izin vermeyecek, o da sokağa çıkacak ve halkı devlete karşı kullanmak için elinden geleni yapacak, tıpkı geçen yıllarda izlediğimiz bir film gibi cereyan edecek her şey, senaryo belli, oyuncular belli. Zamanında güvenliği sağlayamamış devlet gücü yine şaşıracak, çoluk çocuğun sataşmasından çıldıracak; ya müdahale edecek şiddeti artıracak ya da sessiz kalıp devleti ve otoriteyi, DTP işbirlikçilerine terk edecek, başka seçenek yok.
Her iki halde de halk devletinden yine kuşku duyacak, çıkan olaylardan yine endişelenecek, korkacak ve kabuğuna çekilecek, başka çaresi yok. Bu kuşku ve endişe halkı umutsuzluğa düşürecek ve bu duygu ve düşüncelerin karmaşasında seçim için oy vermeye gidecek 29 Mart günü. Kime oy verecek; muhalif partiler meydanda olmadığına göre ya DTP’ye ya da AKP’ye oy verecek ne de olsa demokratik bir seçim bu. Sonuçta bir kısım belediyelikleri AKP alacak kalanını da DTP, başkası olabilir mi?
AKP, bu seçim sonuçlarını demokrasinin zaferi olarak ilan edecek ve bu sonuçtan Barzani ve Talabani de memnun olacak, DTP ise PKK terör örgütünün zaferi diyecek ama kimse bu sonucun halkın özgür iradesini yansıtmadığını söylemeyecek, demokrasi bu değil, demeyecek, ta 90’lardan beri izlediğimiz trajik bir film bu.
BU DEMOKRASİ DEĞİL Böyle demokrasi olmaz, haykırmalı herkes bunu. Halkın özgür iradesinin olmadığı bir seçim demokratik değildir, ulusal medya yazmalı bunu. Bütün siyasi partilerin seçime hazırlanamadığı bir ortamda demokrasi olmaz, nerde demokrasi ve insan hakları tellalları, neden sesleri çıkmıyor!
Hem iç güvenlik hem de ulusal güvenliğin tehdit altında bulunduğu bir ortamda insan haklarından bahsedilemez; hani can ve mal emniyeti, hani halkın güvenliği, hani özgür irade, hani özgürlükler! Terörü ardına almış bir siyasi partinin devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü yıkmak için seferber olduğu bir ülkede demokrasi olmaz. Anayasa Mahkemesi’nce suçu sabit görülen ve devletin laik düzenine karşı eyleme geçmiş bir siyasi partinin iktidar olduğu bir ülkede demokrasi cumhuriyetin temel değerleri üzerinde inşa edilemez.
PKK terör örgütüne karşı savunmaya geçmiş bir güvenlik kuvveti ülkenin genelinde halkın mal ve can emniyetini sağlamıyorsa böyle demokrasi olmaz. Bize öğretilen demokrasi bu değil, devlet bu değil, devletin güç ve otoritesi bu değil, devletin varlığını ve bekasını koruma yöntemi bu değil.
ÇÖZÜM Önce iç güvenlik ve beraberinde ulusal güvenlik sağlanmalıdır; demokrasinin hüküm sürdüğünün iddia edildiği bir ülkede devlet güç ve otoritesin dışında bir güç halk üzerinde otorite olamaz.
Irak’a kapsamlı bir kara harekâtı yapılmalıdır; varlığını ve bekasını korumak isteyen bir devlet, Irak’taki potansiyel tehditlere seyirci kalamaz. Terörden doğan yaralar sarılmalıdır; otuz yıldır terörden acı çekmiş bir halk bunca acıya artık dayanamaz.
İç göçlere karşı tedbir alınmalıdır; 3225 köyün boşaltıldığı, bir milyondan fazla vatandaşın can güvenliği nedeniyle göç ettiği bir ülkede, devlet vatandaşının çaresizliğine seyirci kalamaz.
Ulusal olmayan medyanın hem iç hem de ulusal güvenliği zayıflatıcı yayınlarına son verilmelidir; demokratik bir ülkede ulusal olan bir medya devletin ve halkın ulusal direncini zayıflatıcı yayın yapamaz.
AB ile ilişkiler gözden geçirilmelidir; AB’ye üye olmak isteyen bir devlet bu ülkelerin PKK terör örgütüne verdiği desteği görmezden gelemez.
ABD ile Kerkük’te masaya oturulmalıdır; ulusal çıkarlarımızın çatıştığı bir ülkeden müttefik olamaz.
Mevcut siyasi irade tüm bunları yapar mı? Yapmaz, yapacak olsaydı zaten bu durumlara düşmezdik.
Mevcut siyasi partiler, içinde bulunduğumuz tehditleri anlatmak için halka iner mi? İnmez; inecek olsaydı zaten çoktan inerdi, bunca tehdide göz yumulabilir mi hiç!
Sivil toplum örgütleri halktan toplumsal reflekslerini göstermesini isteyebilir mi? İsteyemez çünkü sesi çıkanın sesini kesmek için her türlü iktidar gücünün kullanıldığı bir dönemden geçiyoruz. Halk kendiliğinden tepkisini topluca ortaya koyabilir mi? Zor, çünkü halkımızı borçlandırdılar hem de gırtlağına kadar, nefes alacak hali kalmadı.
Peki, ne olacak?
Sizce bin yılı aşkın bir süredir Anadolu’da hüküm süren Türk varlığı, Türk devleti ve Türk milleti böylesi sahipsiz midir? |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
Popüler
- PEKİ, YAHUDA BU GÜCÜ NERDEN ALIYOR ?
- AKTÜTÜN KARAKOLU'NA SALDIRI
- Erdal Sarızeybek Siyaset Meydanı Görüntüleri
- Ntv - Ergenekon Soruşturmasıyla İlgili Açıklamaları
- Erdal Sarı Zeybek 17 Mart 2008 Haber Masası Programı Görüntüleri
- YAHUDA'NIN GÜCÜ
- PKK, NEDEN AKTÜTÜN'E SALDIRDI?
- SAVCI ZEKERİYA ÖZ HAKKINDA SUÇ DUYURUSUDUR!
- Erdal Sarızeybek - Teke Tek Programı
- ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ AMA PKK DEĞİL ÖYLE Mİ?





















Emekli Albay Erdal Sarızeybek, öneri ve eleştirilerinizi bekliyor. Görüşlerinizi belirtmek için 



