Aktütün Yiğitleri
|
| BU BÜYÜK DEVLETİ ŞEMDİNLİ'DE VURDULAR ! |
|
|
Bizim için Şemdinli ayrı bir önem taşımaktadır çünkü devletin gücünü orada gördük biz, yönetenin acizliğine de ilk orada tanık olduk. PKK’lı teröristlerle orada tanıştık, ilk çatışma, ilk pusu, ilk mayın ve ilk karakol baskınlarının acılarına da orada katlandık... Yaşamımızın ilkleriyle tanıştığımız bu güzel ilçede halkın devletine nasıl sahip çıktığını, Mehmetçikle omuz omuza teröristlere karşı nasıl savaştığını gördük ve bu bizi derinden etkiledi. Şahit olduğumuz olayların acısına katlanmak zordur. Sizlerin bize emaneti olan vatan evlatlarını koruyamamış olmanın acısını çekiyoruz yıllardır. Bu acı bizi tahammülsüz yapıyor, aynı acıyı paylaşmayan yönetene karşı duyduğumuz öfkeden doğan bir tahammülsüzlük!
Yönetenin bu acılara karşı kayıtsızlığı bir yana, otoriteyi sağlamakla görevlilerin sorumluluklarını taşımak yerine kaçmalarını görmek, ‘’aman sorun çıkmasın’’ diyerek saklandıklarını görmek bizim dünyamızı alt üst ediyor. Tanık olduğunuz olaylar, bir kaos ortamındaki yalnızlığımızın ne dayanılmaz olduğunu hissettirmiştir umarım sizlere. Otorite sandığımız devletin kollarına gözü kapalı atılmış olan bizler çoğu kez Allah’la baş başa olduğumuzu düşünebilecek kadar yalnız ve çaresiz kaldık o yıllarda.
Askerliğe gönülden bağlı bir insanız biz. Devletin kutsallığına yürekten inanmışız. Devletin adamlarına hep inanmışız. Bize göre Asker, kutsal devletin sabırlı ve vefakâr bir bekçisidir. Ama aklımız karıştırıyorlar, çeliştiriyorlar bizi; bir yanda kutsal devlet, kutsal askerlik ve devlet adamları, diğer yanda sorunlar karşısında yönetenlerin çaresizliği, belki de gafleti ve bundan zarar gören çaresiz insanlar ve şehit olanlar.
Biz, almış olduğumuz askeri eğitim gereği, devletin çaresizliğini kabule yanaşmayan bir kişiliğe sahibiz. Bize göre devletin belirli bir tanımı yoktur; devlet kimi zaman sevgidir, kimi zaman otoritedir, kimi zaman bir nefestir yaşam veren ama asla çaresizlik değildir. Uzun yıllar farkına varamadık bunun. Devletin bir kurum olduğunu ve bu kurumu insanların yönettiğini, insanın hata yapabileceğini ve bu hatanın devlete mal edilemeyeceğini anlayamadık. Yıllar bize bu gerçeği kabule zorladı. Zorladı ama devleti yönetenin hata yapabileceğini kabul edebilmek gene de zaman aldı.
Bizim kabulümüzdür, 80’li yıllarda terörün yönetenler için bir bilinmez olduğu. Bir bilinmeze karşı yürütülen mücadelede hatalar olması da doğaldır. 90’lı yılların ise, bir önceki dönemde yapılmış hataların telafisiyle geçtiği de doğrudur.
Ama 2000’li yıllarda bir bilinmeyeni olmayan terör karşısında yönetenin milli bir duruş gösteremeyişini hata ile izah etmek mümkün değildir. Bu artık salt hatadan öte, bile bile vatan evlatlarını ölüme göndermek, bile bile doğudaki halkımızın çaresizliği üzerinden, şehitlerimiz üzerinden siyaset yapmak anlamına gelir ki, bu; Gazi Paşa cumhuriyetine karşı harekât olarak anlaşılır. Bu karşı harekâtın hedefi de doğal olarak devlet olur; Türk devletini tüm anayasal kurum ve kuruluşlarıyla iş göremez hale getirmek!
Devletin adamı saygındır, onurludur. Devlet adamının asıl görevi halkına hizmet etmektir, refah ve huzurunu sağlamaktır, güvenli bir gelecek sunmaktır. Gerçek budur, bu olması gerekir ama ne yazık ki mevcut durum böyle değildir. Bir ömür boyunca bize öğretilenlerle yaşadıklarımız arasında gördüğümüz derin uçurum bizi bir sorgu denizine itmiş ve elimizde olmaksızın tüm yönetenleri sorgular hale getirmiştir.
Bizi böylesine keskin düşünmeye sevk eden Türk ulusunun tarihidir. Bize öğretilen tarih şan ve şerefle doludur. Mazisi bin yıllara dayanır. Binlerce yıllık tarihimizin bağımsız yaşamış tek devleti, Türk Cumhuriyetidir bizim devletimiz. Atalarımız üç kıtaya hükmetmiştir. Mazluma el kaldırmamış ama ihaneti de asla affetmemiştir. Bu devlete güvenenler vardır ve onları da kaderine terk etmeye kimsenin hakkı olamaz.
Bizi bu şekil düşünmeye ve bu şekil keskin bir sorgulamaya iten gene Şemdinli’dir, orada yaşadığımız olaylardır.
Biz, teröre çare bulması gerekenleri zamanı geldiğinde etrafımızda göremedik.
Yalnızlığımızın yarattığı çaresizlik, adeta bizi devlet erkiyle özdeşleştirdi. Anlık gelişen olaylar, her olayın ardındaki şehitler, samimi halkın çaresizliği bizi, gücümüzün çok ötesinde kararlar almaya ve uygulamaya mecbur bıraktı. Beklemediğimiz bir anda kendimizi olayların içinde bulduk. İnisiyatifi elinde bulunduranın yaşama şansı olduğunu fark ettiğimizde bunu sonuna kadar kullanmak zorunda kaldık, yaşamak için, yaşatmak için. Olaylar karşısında seçme şansımız hiç olmadı. Çare olmaya ve bulma çalıştık ama çarenin biz olmadığını anlamak zaman aldı, çare biz değil devletti, devletin adamıydı, büyük ve de güçlü olan.
Burada okuduğunuz kimi olaylar, kimi kararlar, kimi uygulamalar size çılgınca gelebilir. Buna karar vermeden önce, 90’lı yıllarda ülkenin içinde bulunduğu durumu çok iyi analiz etmeniz gerekmektedir, bizi daha iyi anlamak için. Şimdilerde bakıyorsunuz herkes yazıyor, herkes konuşuyor. Ömründe Şemdinli’ye gitmemiş bazı aydınlar oturduğu koltuktan sorunlara çare buluyor, kendi çare oluyor. Medya okumadan, görmeden, bilmeden 12 şehit verdiğimiz Dağlıca baskınını çok kesin analizlerle halka aktarıyor. Sanıyor halk, Mehmetçiğin içinde hain var, doğru değil bunlar, doğru değil. Bir hava harekâtı otuz yıldır süren teröre son verecekmiş gibi anlatılıyor. Üç beş teröristtin örgütten kaçıp teslim oluşu örgütün dağılma sürecine girdiğinin resmi olarak gösteriliyor, bunlar yanlış, bunlar doğru değil. Medya doğruları söylemiyor, söyleyeni konuşturmuyor, bilmelisiniz bunu. Medya kime hizmet ediyor, belli değil!
Kime ve neye hizmet ettiği anlaşılmayan böylesine hayali geniş bir medya karşısında, doğan her günün ardından ‘’otuz yıldır çektiğimiz acılar artık bitti’’ derken, aynı gün onlarca şehit haberiyle çarpılıyorsunuz. İnsanlar şaşırıyor, halk olan bitene anlam veremiyor. Halk kuşku içinde, korku içinde seyrediyor terörün acımasızlığını. Bunlar doğru değil, halkımızın umutlarıyla oynamaya, halkımızı çaresizliğe düşürmeye kimsenin hakkı yoktur. Zap’a yapılan son kara harekâtında da aynı şeyleri yaşadık biz. Daha ilk gününde harekâtının, terör bitti, terörist bitti, örgüt dağıldı, dediler ama sonunda 27 şehit verdik biz. Kimse sormadı, otuz yıldır acı çektiğimiz bu terör nasıl bir günde bitiyor, diye.
Böyle soranı, Avrupa’daki teröristler nerede, diyeni, hani arşiv, hani kasa, diyeni konuşturmuyorlar zaten. Örgütün lider kadrosu nerede, diye merak eden yok. Medya bu konular gündeme gelsin istemiyor. İstemiyorlar, halkımız düşünsün bunu. Sanırsınız ordumuzu öve öve göklere çıkarıyorlar ama doğpru değil, kuşku yaratmak istiyorlar kuşku, ordumuz için, gücümüz için, varlığımız için. Dikkati dağıtıyorlar, başka yöne çekiyorlar. Aklımızı karıştırıyorlar. En büyük güvencemiz ordumuz hakkında şüphe duymaya zorluyorlar bizi. Doğru değil bunlar. Bize göre, ateşin yaktığını bilmeyenler, acılarımızı görmeyenler, anlayamayanlar Şemdinli’ye gitmeli, halkımızı, askerimizi, memurumuzu yerinde ve şartlarında görmeli. Görmeli hangi zor şartlar altında yaşadıklarını, görev yaptıklarını, nasıl şehit olduklarını. Görmeli ki, Barzani’nin bölgede neden etkili olduğunu, yoksullukla birleşen cehaletin feodal ve dini bir yapıda nasıl terörist yetiştirdiğini, dağlarda mücadelenin neden sonuç getirmediğini anlamalı. Anlamalı ki, gerçeği halka anlatabilmeli, halk gerçeği bilmeli ve yönetenin kime ve neye hizmet ettiğini kendine sormalı, cevabı arayıp bulmalı.
Etliye sütlüye karışmayan, aman sorun çıkmasın diyerek olayların üstüne gitmeyen, ülkeye ve insana umutlu ve güvenli bir gelecek hazırlayamayan yöneticilerin devri kapanmıştır artık. Bugün içinde bulunduğumuz tehditler, Osmanlı ‘nın son döneminde yaşanılan işgalden daha az ağır değildir. Gölgesinden korkan yöneticilerin bu ülkeye ve insanlarımıza bir faydası olamaz, olmamıştır da. Biz, devrin artık bir çılgınlar devri olduğunu, sözün bittiği yerde çılgın yöneticilerin artık iş başına gelmelerinin devri olduğunu samimi bir dille anlatabilme gayreti içerisindeyiz, bizim için, ülkemiz için, çocuklarımızın geleceği için.
Amacımız kimseyi suçlamak değildir ama çaresiz insanların yaşamları üzerinden yapılan siyasete de karşıyız. Yöneten, insan yaşamı ve geleceğiyle ilgili sorumluluğunu taşımalıdır. Taşıyamıyorsa yiğitçe koltuğu bırakmalıdır. Bununla birlikte yöneten, ülkemizin insanlarını ve bekasını bilerek aldığı kararlarla her türlü tehdide açık hale getiriyorsa, bunun hesabını da Türk ulusuna vermelidir. O vermek istemese de yaptığı yanına kalmamalıdır, bu hesap bir gün sorulmalıdır. Bugün içinde bulunduğumuz süreç budur. Demokrasinin kutsal değerlerini öne sürerek demokrasiyi işlemez hale getirmeye çalışmak insanlık değerleriyle bağdaşmaz ve bu aşamadan sonra gelinen nokta sözün bittiği yer olur.
Bize göre gün; artık sözün bittiği gündür, gün; hesap günüdür. İnanın bana, işi gücü bıraktık biz, aklımız da şehitler, yaşadıklarımız, bizi yönetenler, gaflet, ihanet, düşmanla işbirliği tüm bunlar beynimizi döndürüyor, uyuyamaz olduk artık, rüyalarımız bile bir kâbus.Çok şehit verdik biz çok, yüreğimiz acılı.BUNU BİLESİNİZ İSTEDİM,BİZE GÖRE DEVLETİ ŞEMDİNLİ'DE VURDULAR,HEPSİ BU… |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
Popüler
- PEKİ, YAHUDA BU GÜCÜ NERDEN ALIYOR ?
- AKTÜTÜN KARAKOLU'NA SALDIRI
- Erdal Sarızeybek Siyaset Meydanı Görüntüleri
- Ntv - Ergenekon Soruşturmasıyla İlgili Açıklamaları
- Erdal Sarı Zeybek 17 Mart 2008 Haber Masası Programı Görüntüleri
- YAHUDA'NIN GÜCÜ
- PKK, NEDEN AKTÜTÜN'E SALDIRDI?
- SAVCI ZEKERİYA ÖZ HAKKINDA SUÇ DUYURUSUDUR!
- Erdal Sarızeybek - Teke Tek Programı
- ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ AMA PKK DEĞİL ÖYLE Mİ?





















Emekli Albay Erdal Sarızeybek, öneri ve eleştirilerinizi bekliyor. Görüşlerinizi belirtmek için 


