| KEMALİSTLER WEB SİTESİNDEN DUYURU, DESTEKLİYORUZ! |
|
|
KAHRAMAN TÜRK ORDUSUNUN PAŞALARINI SERBEST BIRAKIN..Ulusların varlığını sürdürebilmesi, vatandaşından, kurumlarına değin, ulusu ayakta tutacak sağlam bir onur duygusuna sahip olmasıyla doğrudan ilişkilidir. Eğer bir ulus, tarihten gelen köklerinin farkındaysa, tasada, kıvançta ortak değerler etrafında bir araya gelebiliyorsa, kısaca ulus bilincine sahipse, bu ulusu teslim alamazsınız.
Çünkü herkesçe bilinmektedir ki, ulusal bilincin oluşturduğu gücü herhangi fiziki bir silahla yıkamazsınız.
![]()
Zamanın en güçlü emperyalist ülkelerince kuşatıldı ve askeri işgallere uğradı. Ancak, işgaller öncesi emperyalizmin gözden kaçırdığı bir olgu vardı. Çanakkale Savunması. Aslında bu savaş, sağlam bir lider öncülüğünde Türk ulusunun yenilemeyeceğini, en açık bir şekilde göstermişti.
Yabancıların yine göremediği Çanakkale de düşmana karşı elde edilen yenginin ulusa sağladığı müthiş onur ve güven duygusuydu. Bu güven duygusu, Mustafa Kemal başta olmak üzere, arkadaşlarına Türk ulusunu kurtarmaya yönelik savaşın da temel gücünü oluşturmuştur.
Sonrasında, Atatürk’ün, ”Milli egemenlik öyle bir nurdur ki,onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar” sözü bu onurlu duygunun gücünü tanımlamıştır.
Yine Atatürk, “Milli mücadelelere şahsi hırs değil, milli ideal,milli onur sebep olmuştur” diyerek, milli onurun önemini bizzat işaret etmiştir.
Yakın geçmişte ABD’yi Vietnam’da yenilgiye uğratan güç neydi?
Bugün Irak’ta dünyanın emsalsiz silahlı gücü olduğunu söylenen ABD ordusunun düştüğü durum nasıl açıklanabilir?
Başka örnekler de var, çağ ötesi savaş teknolojisine sahip olduğu belirtilen İsrail Lübnan’da neden yenildi?
Sonuçları tartışmasız mazlum ulusların lehine olan bu sonuçlar göstermiştir ki, Ulus bilicinin sahip, onurunu kaybetmemiş ulusları emperyalizm yenemiyor.
Dünya üzerinde Emperyalizmi tanıyan her bireyin bildiği gibi, temel yöntem, ülkeyi ayakta tutan değerleri ve kurumları içeriden, işbirlikçileri marifetiyle ve özellikle de demokrasi kisvesi altında, sözde, yasalara saygılı olma yutturmacasıyla zayıflatıp, yok etmek.
Ancak, Mustafa Kemal, emperyalizmin bu hain projelerinin olabileceğini önceden görmüş olacak ki, Türk Gençliğini, Türk Ordusunun subaylarını ve Türk milletini söylemleriyle defalarca uyarmıştır. Aydın olan herkesin farkında olduğu gibi, Türkiye bu gün bu süreci en yoğun biçimde yaşamaktadır.
Emperyalizm ve ulusun içindeki işbirlikçileri, alenen ve elde ettikleri başarıların güvenciyle, açık saldırılara varan tutum içine girmişlerdir.
Son altı yıl bu saldırıların en pervasız dönemi olarak görülmelidir.
Bu sürede, ekonomik değerler büyük ölçüde yabancıların kontrolüne geçmiştir. Yasamayı kullanan işbirlikçiler, mecliste çıkardıkları yasalarla, ulusal yapıyı zaafa uğratacak gelişmelere zemin hazırlamakla kalmamış, elde ettikleri medyayla birlikte Cumhuriyetin temel kurumlarını zaafa uğratacak girişimlerde bulunmuşlar, ulus devlet yerine, cemaatlerin kontrolünde bir yapı oluşturmaya çaba göstermişlerdir.
Bu süreçte, dinci yeşil sermaye ile Yahudi sermayesinin işbirliği ibret verici durum göstermektedir.
Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir. Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamına giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebilir." sözüyle ulusu uyarmıştır.
Atatürkçü Düşünce Derneğinin öncülüğündeki Tandoğan'dan Anıtkabire, İstanbul Çağlayan'da, İzmir Kordon'da ve diğer illerde yapılan cumhuriyet mitingleri özünde, ulusun bu saldırının farkındalığını ortaya koymuştur.
Ancak, bu hayâsız saldırının yasal gösterilmesinin yolu bulunmuştur. Haksız olarak "Ergenekon" adıyla bir saldırı süreci başlatılmıştır.
Bu dava sürecinin ortaya atılış biçiminden, kullanılan kişilerin kimlikleri ve toplum içindeki, sonradan ortaya çıkan yaşam biçimleri, davanın ne amaçla yapıldığını tartışmasız ortaya koymuştur, Dava sürecindeki uygulamalar, ülkede ulus devlet ve cumhuriyeti savunanların başında kılıç gibi sallandırılmıştır.
Gerçekte bu davada gizli kalması gereken bilgilerin sızdırılması, hedef kişilerin önce işbirlikçi medya tarafından hedef gösterilip sonrasında sorguya alınması, yasal olmayan biçimde enformasyon yöntemlerinin kullanılması, delil olarak kullanılan araçların yasal olmayan şekilde muhafazaya alınması, en önemlisi de görevi gereği tarafsız kalması gereken başbakanın yargıyı etkilemek üzere ”ben bu davanın savcısıyım” sözünü etmesi, bu yargı sürecinin, yasal zeminden çoktan uzaklaştırmıştır.
Kaldı ki, bu sürecin yaşandığı ülkemizde mevcut iktidarın yüksek mahkeme tarafından "Laiklik karşıtı" olarak değerlendirilmesi, başta paşalarımız olmak üzere, emperyalizme karşı ulusu ve ülkeyi koruma adına fikir yürüten her aydını çoktan haklı çıkarmıştır.
Ve bu karar sürecinden sonra hala bu kahraman insanların serbest bırakılmamış olması, bu eylemi sürdürenlerin suç işlemeyi sürdürdükleri biçiminde algılanmalıdır.
Sizlerin emperyalizme karşı bu ülkeyi savunduğunuzun bilincindeyiz, bu ülkenin tarihine, Mustafa Kemal’in emanetine sahip çıkan ve bu uğurda tutsaklığı şerefle yaşayan saygın komutanlarımız olarak geçtiniz. Bizlerin bu güne kadar bu saldırılar karşısında sessizliğimizden dolayı ulusça özür borçluyuz.
Türk Ordusunun, erinden, generaline mensuplarını ulusun bağrından çıkan en saygın kurum olduğu gerçeğinden hareketle, bu kurumda başarıyla komutanlık yapmış, Kahraman Paşalarımıza karşı Ulusal bir sorumlulukla karşı karşıyayız, bu olayın ulusça karşısındayız..
Bu tarihi görevin yerine getirilmesinde gerekli gücü, ulus bilincinden ve Atatürk’ümüzün Türk milletine karşı duyduğu güvenden almak zorundayız. Ve Atamızın Kahraman Türk Ordusu ve subaylarına söylediği sözleri hiçbir zaman unutmamalıyız; ![]()
Hayatında bir an olsa bile subaylık yapmış, subaylık izzetinefsini, şerefini duymuş, ölümü küçümsemiş bir insan, hayatta iken, düşmanın tasarladığı ve reva gördüğü bu muamelelere katlanamaz.
Onun yaşamak için bir çaresi vardır; şerefini korumak! Hâlbuki düşmanlarımızın da kastettiği, o şerefi ayaklar altına almaktır. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|





