| MİLLİ GÜVENLİK BAKANLIĞI KURULMALIDIR! |
|
|
Otuz yıldır terörle yaşıyoruz, 14 bin vatan evladımızı teröre kurban verdik ve 300 milyar dolarlık bir ulusal kaynağımız yok edildi. Ama hala bilemiyoruz teröre kim dur diyecek; asker mi yoksa siyaset mi? Anımsanacağı üzere Aktütün’de verilen 17 şehit sonrası hükümet toplandı ve yeni yol haritasından bahsetti, sanki biz terörle Aktütün’de tanıştık! Bu yetmedi, İçişleri Bakanlığı’nda koordinasyon merkezi kurularak teröre karşı etkin çözümler alınacağını söylediler, sanki terör kılık değiştirdi, yeni bir eylem taktik ve tekniği ile karşılaştık ve de yeni çözümler üretmeye başladık! Doğru değil bunlar... bu terör yeni değil, bu örgüt gökten inmedi otuz yıldır var. Bunlar bir aldatmaca; terör üzerinden vuruyorlar bizi, aklımızı karıştırıyorlar ve gerçeği göremez bir hale getirmek istiyorlar bizi. Bu tuzağa düşmemeli ve gerçeği görüp karşı harekete geçmeli ama nasıl? İÇ GÜVENLİK VE TERÖR Siyasi iradenin son aldığı karar, İçişleri Bakanlığı’nda bir İç Güvenlik Müsteşarlığı’nın kurularak teröre karşı kurumlar arası koordinasyonun sağlanması temeli üzerine oturtulmuş durumda. Bu bakış açısı bize siyasi iradenin teröre bir İç Güvenlik Sorunu olarak baktığını apaçık gösteriyor.
Eğer ki bu terör bir iç güvenlik sorunu ise, “alınan bu karar isabetlidir” denilebilir, çünkü Türkiye’de iç güvenliğin sağlanmasından İçişleri Bakanlığı doğrudan sorumludur. Emniyet Teşkilatı Kanunu’nun birinci maddesi de bu sorumluluğu açıkça ortaya koymaktadır.
Bu çerçevede teröre karşı koordinasyon için bir İç Güvenlik Müsteşarlığı’nın kurulmak istenmesi de doğru bir yaklaşımdır denilebilir, çünkü başta asker olmak üzere polis, jandarma, sahil güvenlik ve MİT arasında koordinasyon sağlamakla görevli bir makamın ortaya çıkarılması doğrudur, şeklinde değerlendirilebilir. Ama bu durumda akla şöyle bir soru gelir: İçişleri Bakanlığı’nın görevi nedir?
Görevi, ülke genelinde emniyet ve asayişi sağlamak değil midir?
Bu bakanlık bunun için kurulmuş ve yapılandırılmamış mıdır?
Emniyet ve asayişi sağlamak, halkın malını, canını ve namusunu korumaktır; huzur ve güvenlik içerisinde yaşamasını sağlamak demek, değil midir? İçişleri Bakanlığı’nın tüm kadroları ile sahip olduğu imkân ve kabiliyetlerin ana görevi mal ve can emniyetini sağlamaktır. Ancak çevremize baktığımızda, İçişleri Bakanlığı’nın mevcut teşkilat yapısıyla asli vazifesini yerine getirmek güç ve kudretine dahi sahip olmadığını görmekteyiz; her gün toplumsal olay, her gün terör olayları, halkımızın mal ve can emniyetinden bahsetmek günümüzde olası değildir.
Üstelik teröre karşı önlem olarak bize anlatılan koordinasyon konusunu yürüten müsteşarlık mekanizması zaten vardır; İçişleri Bakanlığı’nda iç güvenlikten sorumlu bir müsteşar bulunuyor ve güvenlik makamları arasındaki koordinasyonu sağlamaktan sorumludur.
Öyleyse sorun nerededir; İçişleri Bakanlığı’nın yapısal sorunları nedeniyle mi bu terör bitmemektedir yoksa siyasetin gidişatı mı yanlıştır? En başta sorun; terör olaylarının bir iç güvenlik değil bir ulusal güvenlik sorunu olduğunun görmezden gelinmesinde yatmaktadır. ULUSAL GÜVENLİK VE TERÖR PKK terör örgütün amacı, Türkiye Cumhuriyeti devletinin üniter yapısını yani ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü parçalamaktır. Şimdilik ortada görünen demokratik çözüm açılımları ise bu amaca giden yolun kilometre taşları olarak karşımıza çıkmaktadır.
Örgütün amacı açıktır ve devletin üniter yapısını yıkmaya çalışmak da, bir iç güvenlik tehdidi değil bir ulusal güvenlik tehdididir. Örgüt, siyasi amacı ve eylemleri yönüyle bir ulusal güvenlik sorunu olarak ortaya çıktığına göre, söz konusu eylemleri bir iç güvenlik sorunu olarak ele almanın anlamı ne olabilir?
Ya amacı görmezden gelerek örgüte destek vermek, ya da çözümün ne olduğu bilinmediğinden günlük değişen tedbirlerle sorunu ötelemekten başka bir anlam yüklenebilir mi bu yaklaşıma? İç güvenliğe yönelik bir tehdit olmanın ötesinde devletin üniter yapısını tehdit eden bölücü teröre karşı çözümün İçişleri Bakanlığı’nda aranması esastan yanlıştır.
Çünkü Türkiye’de Ulusal güvenlik sorunlarının görüşebileceği tek bir makam vardır, o da; Milli Güvenlik Kurulu’dur. Sorun ulusal güvenlik sorunu, makam Milli Güvenlik Kurulu makamı olduğu için de böylesi bir sorunun çözüm olabileceği tek yer de, ayrı bir bakanlık olarak karşımıza çıkmaktadır yani Milli Güvenlik Bakanlığı. Bu açıdan bakıldığında, geç kalmış bir çözüm için harekete geçen siyasi iradenin, terör olaylarının bakanlıklar ile Genelkurmay Başkanlığı arasında koordinasyonu sağlamak düşüncesinden yola çıkarak ulusal güvenliğimize yönelik tehditlere karşı görev yapmak üzere bir Milli Güvenlik Bakanlığı’nı hayata geçirmesinin bir zorunluluk olarak karşımıza çıktığı görülmektedir. Ulusal güvenliğe yönelik tehditler yalnız terör kaynaklı değil aynı zamanda irtica kaynaklı olarak da varlığını sürdürmektedir. Çünkü terör dışındaki şeriatçı eylemlerin hedefi de devletin laik demokratik sosyal hukuk devleti yapısını değiştirmektir.
Dolayısıyla kurulacak bir Milli Güvenlik Bakanlığı, devletin bekasına ve varlığına yönelik yalnız terör tehdidini değil, diğer bir ulusal güvenlik tehdidi olan irtica ile mücadeleyi de yetkisi kapsamına alarak anayasal cumhuriyet rejimine yönelik tüm tehditlerle topyekûn mücadeleyi yürütebilecektir.
MİLLİ GÜVENLİK BAKANLIĞI Güvenliğin koordinasyonu bu bakanlıkta yapılmalı ve ilk adım olarak; istihbaratın toplanması, birleştirilmesi ve değerlendirilmesini yapmak üzere Milli İstihbarat Değerlendirme Merkezi adıyla bir kurul oluşturulmalıdır. Bu merkezde ulusal güvenlikle ilgili tüm haber ve bilgilerin toplanması ve değerlendirilmesi yapılabilecek, buradan çıkacak sonuçlar ilgili merkezlere dağıtılarak istihbaratın harekata dönüştürülmesi sağlanabilecektir. İkinci adım; devletin anayasal düzeni ve cumhuriyetin temel değerlerine yönelik gerçekleştirilen yıkıcı ve bölücü eylemlerle ilgili gerek mahkemelerde gerekse kurum ve kuruluşlarda mevcut bilgilerin toplanması, analizi ve alınması gereken tedbirlerin tespitini sağlayacak bir Bilgi Toplama ve Arşiv Merkezi kurulması suretiyle atılabilir.
Böylece, önceden işlenmiş suçların özelliğinden yola çıkılarak yapılacak analizlerle sonradan işlenmesi olası suçların değerlendirilmesi sağlıklı bir biçimde yapılabilecek, alınacak tedbirlerle olası suçların işlenmesi önlenebilecektir. Üçüncü adımda; bilgiye ulaşım maksadıyla başta güvenlik makamları olmak üzere tüm kurum ve kuruluşlarda bilgisayar ortamına alınmış bilgilere ulaşımı sağlayacak bir Acil Eylem Merkezi kurulabilir. Bu merkez aracılığıyla başta polis ve jandarma olmak üzere bilgisayar ortamında bilgi depolayan tüm merkezlerle doğrudan bağlantı kurmak suretiyle toplanan haberlerin doğru analizi ile istihbaratın harekâta dönüştürülmesi işlemleri kısa sürede yapılabilecektir.
Jandarmanın kriminal bilgi depolarına polisin erişememesi, polisin bilgisayar ortamında arşivlediği bilgilere ise jandarmanın ulaşamaması, suçla mücadelede büyük bir eksiklik olup bu düzenlemeyle mevcut sorunlar da çözülmüş olacaktır. Aynı düşüncelerden hareketle, suç ve suçlu araştırılmasında, yurt içi ve yurt dışı operasyonel faaliyetlerin organizasyonunda bu bakanlık ön plana çıkarılmak suretiyle devletin ulusal güvenliğini ilgilendiren konularda ulusal bir yapılanma sağlanabilir ve devletin kriminal alandaki uluslararası ilişkilerini bir merkezde toplamak suretiyle yurt dışında etkinlik arttırılabilir.
Aynı bakanlık Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ulusal güvenlikle ilgili tek yetkili makamı olarak diğer kurum ve kuruluşların faaliyetlerini koordine edebilir ve özellikle Milli Güvenlik Kurulu’nun aldığı tavsiye kararlarını hükümet adına eyleme dönüştürebilir. Gecikmiş bir tedbir olsa da bu yaklaşımlarla, böylesi bir bakanlığın ulusal güvenlikteki önemli bir açığı ortadan kaldırabileceğini göz ardı etmemekte fayda olacağı düşünülmektedir.
HÜKÜMETİN GÖRÜNEN TAVRI Altı yıldır tek başına iktidar olan mevcut siyasi iradenin teröre bakışı siyasi çözüm çizgisindedir. Otuz yıldır süregelen teröre karşı siyasi çözüm arayışına girmek, terör örgütünün taleplerini anayasal demokratik sistem içerisinde karşılamaya çalışmak anlamına gelir. Ancak siyasi irade ülkemizdeki terörün ardında ABD, AB ve İsrail olduğunu ve terörün siyasi hedefinin devletin üniter yapısını parçalamak olduğu gerçeğini unutmuş gözükmektedir. Siyasi irade, böylesi özellikteki bir teröre siyasi çözüm olmayacağını, böylesi bir çözüm şeklinin bu demokratik ve anayasal düzende bulunmadığı gerçeğini görmekten de kaçınmaktadır. Teröre karşı güvenlik güçlerinin elini zayıflatan bu siyasi yaklaşımdır; Ceza Muhakemesi Kanunu’nun çıkarılmasıyla polis ve jandarmanın önleyici kolluk gücü kırılmıştır.
Ulusal güvenliğe yönelik tehditlere karşı benzer bir yaklaşım da Özal döneminde gerçekleşmiştir; Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nun kaldırılması ve yerine çıkarılan Terörle Mücadele Kanunu’nda cebir ve şiddet içermeyen irticanın suç sayılmayarak laik demokratik sistemin iç ve dış tehditlere açık hale getirilmesi trajik örneklerdir. Dolayısıyla bugün karşımızda duran gerçek şudur; mevcut siyasi iradenin eylem ve söylemleri, devletin ülkesi ve bölünmez bütünlüğü ile cumhuriyetin laik demokratik sosyal hukuk yapısını tehdit eder bir hale gelmiştir.Bu anlayışta olan bir siyasi iradenden bölücü teröre karşı etkili bir eyleme geçilmesini beklemek olanaksız gibi görülmektedir. Otuz yıllık terör için hala yeni yol haritalarından bahsedilmesi, hala devletin kurumlarında yapısal düzenlemelerden bahsedilmesi, bu düşüncelerimizi doğrular niteliktedir. Peki, ne olacaktır?
TERÖRLE MÜCADELE SİYASİ SORUMLULUKTUR Türk Silahlı Kuvvetleri’nin terörle mücadele etmek gibi yasal bir görevi bulunmamaktadır. TSK, mevcut yasalar gereği polis ve jandarmanın üstesinden gelemediği olaylarda takviye bir güçtür ve görevi her olayla ayrı ayrı sınırlıdır.
Türk milletinin ve devletinin varlığı ve bekasına yönelik tehditler dış ülkelerden geliyorsa, bu tehditlerin yok edilmesi için TSK’yı sınır ötesine göndermek görevi de bir hükümet sorumluluğudur; TBMM’den millet adına alacağı yetkiyle siyasi bir hedefi olan harekâtı başlatmak Başbakan ve Bakanlar Kuruluna düşen bir görevdir. Demokratik sistemde kurum ve kuruluşların yasa ile belirlenmiş görevleri ortada durur iken terörle mücadelede TSK’yi bir zaaf içerisinde göstermeye çalışmanın hukuki ve ahlaki hiçbir yönü yoktur. Demokratik sistemimizde ülke yönetimi siyasetin elindedir ve bu siyasetin görevi, Türk milletini rahat huzur ve güvenlik içerisinde yaşatmaktır. Terör, eğer bir iç güvenlik sorunu ise bununla mücadele etmek görevi İçişleri Bakanlığı’na düşen bir görevdir ve bu bakanlığın yasalarla belirlenmiş görevini yapamaz bir duruma düşmüş olduğu gerçeğini medya ve hükümet göz ardı etmektedir. Terör eğer bir ulusal güvenlik sorunu ise de bununla mücadele etmek görevi hükümete düşen bir sorumluluktur. Milli Güvenlik Kurulu tavsiye kararları çerçevesinde ulusal güvenlik siyasetini ortaya koyması gereken de hükümettir. Hükümetin de artık bu sorumluluğu taşımaktan uzak olduğunu yazan ve çizen ulusal bir medya da ortalıkta görülmemektedir. Türkiye’de demokrasi ve insan haklarından bahsedenlerin terörle mücadele adına verdiğimiz binlerce şehidin yaşam hakkından bahsetmeyişi de ne tür tehditlerle karşı karşıya olduğumuz açıkça göstermektedir.
SÖZÜN BİTTİĞİ YER Bu gidişat, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetin üniter ve laik yapısını ağır ve yakın bir tehdit altında olduğunu apaçık göstermektedir. Mevcut siyasi iradenin tehdidi yok etmesi gerekirken, cumhuriyetin tüm kurum ve kuruluşlarını tehdide açık hale getirdiği ortadır. Buna karşın, Türkiye’de cumhuriyete ve devletin üniter yapısına sahip çıktıklarını kamuoyuna ifade eden siyasi partiler vardır. Türkiye’de demokratik ve laik sosyal hukuk devletine sahip çıktıklarını ve çıkacaklarını yıllardır söyleyen sivil toplum örgütleri vardır. Türkiye Cumhuriyeti’nin emanet edildiği bir Türk Gençliği ve bu gençliği eğitim ve öğrenim gördüğü üniversiteler vardır. Türk yurdunu ve cumhuriyetini, Türk milletini korumak ve kollamaya yemin etmiş bir Türk Ordusu vardır. En nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti’ne ve devletine, cumhuriyeti bize armağan eden Mustafa Kemal Atatürk’e sahip çıkan bir Türk milleti vardır. Türk milleti sahip olduğu dünyada eşi ve benzeri olmayan bu güçleriyle bağımsızlık ve hürriyetini her daim koruyacaktır, karşılaştığı engelleri de yok edecektir, yeter ki içine çekildiği siyasetin artık bir tehdit olup olmadığına karar versin. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




