SINIR ÖTESİ HAREKATA EVET AMA HEDEFİ NE OLACAK? Yazdır

BUGÜN YA DA YARIN, SINIR ÖTESİ HAREKAT YAPILABİLİR AMA HEDEFİ NE OLACAK, O ÖNEMLİ!

 

1 ARALIK’TAN BU YANA HAVA HAREKATI DEVAM EDİYOR.

SONUÇ; PKK ÖRSELENDİ BARZANİ GÜÇLENDİ.

 

 ŞUBAT 2008’DE KARA HAREKATI YAPILDI?

SONUÇ; PKK DARBE YEDİ BARZANİ GÜÇLENDİ.

 

 YAKINDA BİR KARA HAREKATI OLABİLİR AMA SONUCU NE OLMALIDIR HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ... 

 

Kara harekâtı ya da Irak’a sınır ötesi operasyonu ülkemiz gündemine resmen taşıyan ve bu konuda güvenlikle ilgili siyasi karar almaktan sorumlu otoritelerin dikkatini çeken ilk askeri otorite Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’tır. 12 Nisan 2007 tarihinde yaptığı bir açıklamada Irak’la ilgili siyasi hedefin belirlenmesine yönelik çok önemli konulara değinerek, gelecek günlerin fotoğrafını göstermişti:[1]

 

  

“Bugün PKK'yı Kuzey Irak'tan, Kuzey Irak'ı Irak'ın bütününden ayrı düşünerek çözümler üretemezsiniz, hepsi birbiriyle organik ilişki içinde. Şu soruyu bana sorabilirsiniz: 'Peki Kuzey Irak'a bir operasyon yapılmalı mı?' Yapılmalı. Olayın iki boyutu var. Birincisi sadece asker olarak baktığım zaman, evet yapılmalı. Fayda sağlar mı? Evet, sağlar.

 

Olayın ikinci boyutu, siyasi olaydır. Bir hudut ötesi operasyon yapılması için bir siyasi kararın ortaya çıkması lazım. TSK, yasal zeminde görev verildiğinde bu operasyonları yapma gücüne fazlasıyla sahiptir…TSK mensupları, bütün komutanları, hepsi terörle mücadelede artan bir azimle mücadeleye devam ediyor, edeceğiz. Türkiye'nin başındaki bu belayı defetmek zorundayız. Çocuklarımıza bırakacağımız Türkiye'de bu terör belası olmamalıdır."

 

  

Aslında bu konuşma ile Ortadoğu’da uygulanması gereken Türk dış politikasının da ana hatları ortaya konulmuştur. Ayrıca askeri harekâtların bir siyasi hedefinin olması gerektiği de strateji uzmanlarına hatırlatılmıştır. Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın Kuzey Irak'taki terör örgütü PKK varlığıyla ilgili olarak, ''Kara harekâtı seçeneği açık. Zamanlama önemli. Mevsime göre, duruma göre karar verilecek'' şeklindeki açıklamaları olası bir harekâtı yeniden gündeme getirmiş ve 21 Şubat 2008 günü saat 19.00’dan itibaren de kara harekâtı başlamıştır.

 

  

Harekât öncesi siyasi durum şudur: Artan terör olayları üzerine Irak’taki PKK varlığının etkisiz hale getirilmesi maksadıyla,  5 Kasım’da Başkan Bush ile Başbakan Erdoğan resmi bir görüşme yapmıştır. Görüşme sonrası anlık istihbarat konsepti ortaya konmuş ve ABD’nin istihbaratıyla Türk Silahlı Kuvvetleri 1 Aralık 2007 tarihi itibariyle Irak’taki PKK kamplarına yönelik hava harekâtına başlamıştır.

 

Ama salt askeri harekâtın PKK terör örgütünü bitirmeyeceği aşikardır ve hava harekâtıyla o arazi koşullarında terör örgütüne darbe vurmak olası değildir.

Peki öyleyse, neden bu hava harekâtı yapılmıştır?

 

  

Hava Harekatı…

  

Son günlerde artan terör olaylarına karşı kamuoyunda yükselen ve sokağa taşan öfkeyi yatıştırmak harekâtın birinci amacı olmuştur. Uzun yıllardır terörle mücadele eden askerin, hemen yanı başındaki teröriste müdahale edemeyişinden doğan kızgınlığını dindirmek, bir başka amaçtır.

 

 

Örgütün hareket serbestîsini kısıtlamak da amaçlardan biridir. Bu harekâtla Irak’ın dokunulmaz olmadığı ve PKK’nın da Irak’ta dokunulmaz olmadığı dünyaya gösterilmiştir. Türk Hava Kuvvetlerinin operasyon imkânları sergilenmiş, dünyanın sayılı ordularınca yapılabilen böylesi bir harekâtı gerçekleştiren Türk Hava Kuvvetleri, Türk ordusunun gücünü ispatlamıştır.

 

 

Az ya da çok önemli değil, örgüte darbe vurulmuştur. Teröristlerin morali bozulmuş, harekât inisiyatifi ele geçirilmiştir. Ayrıca, olası bir harekâtın alt yapısı hazırlanmıştır. Tüm bu olumlu yönlerine karşılık bu tür harekâtla yirmi beş yıllık bir terör örgütünün bir anda dağılıp yok olmayacağı bilinen bir gerçektir.

 

  

Olası bir kara harekâtı planını güncel tutan Genel Kurmay, harekât öncesi hava operasyonu ile hedeflerini baskı altında tutmuş, teröristlerin hareketini kısıtlamıştır.

 

Bugünkü kara harekâtının askeri hedefleri nedir?

 

 

  

Harekatın Açıklanan Hedefleri…

  

Bu soruya Genel Kurmay Başkanlığınca harekatın ilk gününde resmi bir açıklamayla cevap verilmiştir:[2]  ‘’Türk Silahlı Kuvvetleri; yurt içindeki operasyonlarına devam ederken, Irak’ın kuzeyinde üslenmiş PKK/KONGRA-GEL terör örgütü mensuplarını etkisiz kılmak ve bölgedeki örgütsel altyapıyı kullanılmaz hale getirmek maksadıyla, 21 Şubat 2008 günü saat 10:00-18:00 arasında, belirlenen hedefleri karada konuşlu uzun menzilli silahlar ve Hava Kuvvetleri’ne mensup uçaklar ile etkili bir şekilde vurmuştur.  Başarıyla icra edilen ateşle taarruzdan sonra, aynı gün saat 19:00’dan itibaren Hava Kuvvetleri ile desteklenen bir sınır ötesi kara harekatı başlatılmıştır.’’

 

  

Bu açıklamadan anlaşılacağı üzere harekâtın amacı; PKK/KONGRA-GEL terör örgütü mensuplarını etkisiz kılmak ve bölgedeki örgütsel altyapıyı kullanılmaz hale getirmektir. Harekât, 27 Şubat itibariyle altıncı gününü doldurmuştur. 27 şehidimiz vardır ve bir helikopterimiz kırıma uğramıştır. Etkisiz hale getirilen terörist sayısı ise 230’dur.

 

  

Bu durum, teröristlerin önceden seçilmiş fedai gruplarıyla Zap, Avaşin ve Hakurk  kamplarında direniş noktası oluşturduklarını göstermektedir. Örgüt, uzun yıllardır elinde bulundurduğu bu kampları kolayca terk etmeyecek ve Türk ordusuna zayiat verdirmeye çalışmak suretiyle örgütün eylem gücünü kanıtlamaya çalışacaktır.

 

 

Bu çerçevede en şiddetli çatışmaların Şemdinli güneyindeki Hakurk’ta ortaya çıkacağı değerlendirilmektedir. Zira arazi geniştir, zordur, tahkim edilmiştir, çok sayıda sığınak ve barınak mevcuttur. Bölgenin özellikleri teröristlere avantaj sağlamakta, savunmayı kolaylaştırmaktadır.

 

 

Önceki hava harekâtlarının da bu bölgede yoğunlaşmış olması düşüncelerimizi teyit etmektedir. Ancak, Irak kuzeyinde bulunduğu belirtilen 3.500 terörist sayısına, Barzani kontrolündeki yaklaşık 1.500 teröristi de ilave ettiğinizde hedef olarak 5.000 terörist karşımıza çıkmaktadır.

 

Dolayısıyla harekâtın kısa sürede tamamlanması mümkün görünmemektedir. Örgütten kaçanların güneye kaydığı dikkate alındığında ise, harekât alanının genişlemesi ihtimali de mevcuttur.

  

Bu durumda, Barzani hedef listesine girecek midir? Bu sorunun cevabını harekâtın siyasi hedefinde aramak gerekmektedir.

  

Harekâtın siyasi hedefi nedir?

 

 

 

  

Harekatın Siyasi Hedefi…

 

Bu konuda yapılmış bir resmi bir açıklama yoktur. Hükümet yetkilileri hedefin terör örgütü olduğunu ısrarla vurgulamak suretiyle, askeri hedeflerin sınırını çizmeye çalışmaktadır. Siyasi hedefi olmayan bir askeri harekâtın anlamı ne olabilir?

 

 

Cudi ve Gabar dağlarına bahardan bu yana yapılan operasyonların anlamı ne ise, siyasi hedefi olmayan bir askeri harekâtın anlamı da bundan öteye geçemeyecektir. Aralarındaki yegâne fark, bu harekâtla mücadele alanının sınır ötesine kaymış olmasıdır. Peki, bu durumda askeri hedefler tamamen ele geçirilebilir mi? Hayır.

 

  

25 yılı aşkın bir zamandır kırsal alanda teröristlere yönelik sürdürülen mücadelede askeri bir başarı elde edildiği gerçektir ancak hala terör olayları önlemediğine göre tek başına bir askeri harekâtın çözüm olamayacağı bilinen gerçektir. Dolayısıyla harekâtın nihai başarısı siyasi desteğe bağlı olacaktır.

 

  

TSK’nin teröristle mücadele açısından yoğun ve fedakar çabalarına karşılık siyasi otoritenin terör ve teröristle bir mücadele stratejisi var mıdır? Hayır. Terörle mücadele bir yana, teröristle mücadele açısından olaya baktığımızda, öncekiler de dahil olmak üzere bugünkü siyasi otorite konuyu askere havale etmiş gibi gözükmektedir.

 

 

Aslında tarihten ders alınmış olsaydı, AB ülkelerindeki PKK’nın siyasi cephe faaliyetleri şimdiye kadar çoktan etkisiz hale getirilmiş olacaktı. Ama dış politikada milli bir duruş sergilenmeyişi Avrupa’daki teröristlerin siyasi faaliyetlerini aralıksız sürdürmesine yol açmıştır. PKK’nın finansman kaynağını teşkil eden sınırlardan yapılan kaçakçılık, gurbetçilerden alınan haraç gibi örgütün ticari faaliyetleri de önlenememiştir. Örgüt, Avrupa’daki siyasi cephe faaliyetlerinden önemli bir gelir kaynağı sağlamaktadır.

 

  

Örgütün insan kaynağının önlenmesine ilişkin gerekli tedbirler alınmadığından dağa çıkış süreci de durdurulamamıştır. Bu çerçevede konu değerlendirildiğinde, karşınızdaki örgütün finans kaynakları kesilmediği, dağa çıkışın önlenmediği, dış desteklerin kesilmediği, yurt dışı destekleri önleyici milli bir duruş ortaya konulmadığı takdirde, bu sınır ötesi harekâttan beklenen ne olabilir?

 

  

Siyasi destekten yoksun bu harekât, örgüte darbe vuracaktır ama yok edemeyecektir.

 

 

Harekât mevcut terörist kamplarını geçici olarak ortadan kaldıracak ama tekrar kullanımını önleyemeyecektir. Çünkü teröristlerin barınakları, mağara ve sığınaklara dayanmaktadır. Arazinin doğal yapısından istifade etmektedirler. Dolayısıyla siyasi hedefi şimdilik gözükmeyen bu harekât sonunda teröristler tekrar eski yerlerine dönecektir.

 

  

Yurt içine baktığınızda, harekât bahane edilerek, örgütün siyasi kanadı olan DTP halkımızı güvenlik güçlerine karşı kışkırtacaktır. Nitekim Diyarbakır ve Van’da yapılan gösteriler bu hususu teyit etmektedir. Siyasi kararlılığın olmadığı günümüzde bu tür toplumsal hareketler artarak devam edecektir. Dolayısıyla çelişkili bir durum ortaya çıkmaktadır.

 

Bir tarafta, TSK sınır ötesine geçiyor, şehit veriyoruz, mücadele sürüyor ama diğer tarafta, provokatör bir grup Öcalan posterleri açıp örgüt lehine propaganda yapıyor ve siyasi otorite olaylar karşısında sessiz kalıyor.

Bunun anlamı nedir?

 

  

Hükümetin Harekata Bakışı…

  

Hükümetin olayların tırmanışını durdurmaya yönelik kararlı bir tutum takınmayışı, kamuoyunda baskı oluşturup harekâtın kısa sürede bitmesini sağlamak istemesine yorulmaktadır. ABD ve Barzani’nin ve de PKK’nın da isteği budur. Ayrıca hükümet terör suçlarından hakkında soruşturma yapılmış ama dokunulmazlığı olduğu için yargılanamayan bir grup milletvekiline de yargı yolunu açmamaktadır.

 

 Tüm bunlardan şu sonuçlara ulaşılmaktadır; 

 

1.               Siyasi otorite Kürt Sorunu olarak tanımladığı terör sorununa siyasi bir çözüm arayışı içerisindedir.

 

 

2.               Siyasi otorite bu harekâtı, bir siyasi hedefin parçası olarak değil, yurt içinde teröriste karşı yürütülen askeri harekâtın bir uzantısı olarak görmektedir.

 

 

3.               Siyasi otorite bu harekâtı, Avrupa’da diplomatik bir atağa geçerek örgütün oradaki siyasi cephesini çökertmek suretiyle desteklemek gibi bir düşünce içerisinde değildir.

 

 

4.               Siyasi otoritenin, örgütün finans ve insan kaynaklarını önlemek maksadıyla ortaya koyduğu stratejik bir plan yoktur. Dolayısıyla askeri harekât siyasi destekten yoksundur.

 

 

Siyasi hedeften ve siyasi destekten yoksun bir sınır ötesi harekât kesin sonuca ulaşabilir mi? Hayır. Önceki yapılmış sınır ötesi harekâtlardan hiçbir farkı kalmaz.

  

O halde bu harekâtın siyasi hedefi ne olmalıdır?

  

2002 yılında Türkiye’nin Kırmızı Çizgileri çizilmiştir. Buna göre;[3]

 

 

1. Irak’ın bağımsızlığı, egemenliği, toprak bütünlüğü ve ulusal birliği korunmalıdır.

 

 

2. Irak’ın doğal kaynakları bir bütün olarak Irak ulusuna ait olup, bu nitelikleri itibariyle Irak nüfusunun tümünün refahı için kullanılmalıdır.

 

 

3. Türkmenlerin hak ve özgürlükleri korunmalıdır.

 

 

4. Musul ve Kerkük bir guruba bırakılmamalıdır.

 

 

4. Peşmerge ordusu değil, birleşik komuta adı altında yeni merkezi otoriteye karşı sorumlu bir ulusal ordu kurulmalıdır.

 

 

6. PKK’nın silah ve yer temin etme imkânı ortadan kaldırılmalıdır.

 

  

İşte kırmızı çizgilerimiz bunlardır ama Irak’taki mevcut duruma baktığınızda ulusal çıkarlarımızı yansıtan bu çizgilerin çoktan aşılmış olduğu da kesindir.

 

Siyasi otorite buna karşı bir tavır gösterememiştir.

 

Bu durum Türkiye’nin itibarına ve saygınlığına gölge düşürmüş, inandırıcılığını tartışılır hale getirmiştir. Bu yönüyle de mevcut harekat daha da önem kazanmaktadır ve harekâtın ulusal çıkarlarımızı koruyacak ne olması gerektiği de apaçık ortadadır. Bu hedef elde edildiği takdirde, kuzeyde bağımsız ve Türkiye’nin etki alanı dışında bir devletin kurulması önlenmiş, Türkmen varlığını ve hakları korunmuş olacaktır.

 

Bu da Türkiye’nin Ortadoğu’daki gelişmelerin dışında kalmayacağı konusundaki kararlılığının bir göstergesi olacaktır. Sonuç olarak siyasi hedef önceden tayin edilmiş olan “Kırmızı Çizgiler”dir.

  

Bu hedef nasıl elde edilecektir?

 

 

  Son Harekât… 

Politik görüşmelerle sonuç alınması mümkün değildir.

 

Çıkarlarının çatıştığı Ortadoğu’da siyasi hedefimizi elde edebilecek tek güç askeri güçtür. Bu harekâtın da hedefi Musul ve Kerkük olmalıdır.

 

Yıldırım harekâtıyla varlığını Kerkük’te ya da Musul’da gösterecek bir Türk ordusu ile siyasi otorite, ABD’yi oval ofiste değil burada masaya oturmaya zorlayacaktır. ABD, Irak’ta zor durumdadır ve bugüne kadar 4.000 Amerikan askeri ölmüştür. ABD, ikinci bir harekâtı hele ki Türk Ordusuna karşı ikinci bir harekâtı göze alamaz.

 

 

Üstelik Irak’tan çekilme dönemlerinde kendilerine destek verileceği, Irak’ta birlik ve düzenin kurulmasına katkı sağlanacağı da açıklanması halinde görüşmeleri kabul etmek durumunda kalacaktır.

 

  

Bununla birlikte Suriye ve İran ile Irak’taki etkin politik güçlerle de görüşmelere başlanması ve desteklerinin sağlanması gereklidir. ABD’nin hedefi olan İran ve Suriye buna sıcak yaklaşacaktır. Aksi halde olası bir ABD harekâtında güçlü bir Türkiye’nin desteğinden yoksun kalabilirler.

 

Irak’a gelince, parçalanmış bir Irak’ta bütünlük sağlamaya yönelik Türkiye’nin faaliyetleri destek görecektir. Bütün mesele, ulusal çıkarları silahlı çatışmaya sürüklemeden ABD ve İsrail ile müşterek bir yol bulmaktır. Bu mümkün olmaz ise barışın hep savaşla kazanıldığı da unutulmamalıdır. 

Çünkü bu yeni yol Ortadoğu’da söz sahibi olmak isteyen Türkiye için bu son harekât; Kıbrıs, Irak, Kafkas, Orta Asya ve Balkanlarda etki alanı yaratmayı amaçlayan bir Türkiye’nin gelecek yüzyıllardaki yol haritası olacaktır.

 

Bu seçeneğin dışında alışagelmiş bir harekât seçeneğinin Türkiye’ye faydası olmayacaktır. Hedeflerine ulaşmamış bir harekatın sonucunda  Barzani ve PKK daha da güçlenmiş çıkacak, Türkiye’ye hatta Türk varlığına tehdit olmaya devam edecektir. Harekat sonucu örgütten kaçanlar Barzani’nin koruması altına girecek ve Barzani, bundan sonra Büyük Kürdistan hayalini gerçeğe dönüştürmek için siyasi etkinliğini artıracaktır.

 

Siyasi otoritenin Barzani’ye destek vermesi halinde ise bu süreç hızlanmış olacaktır. Böyle bir sonuç Türkiye’yi gelecek yüzyılda bölünmeye sürükleyecektir. Bu durumda aklımıza Sayın Genel Kurmay Başkanı’nın şu sözleri gelmektedir[4]: 

 

"Bazı korkularımız var. Bu korkularımızın üstesinden gelmemiz gerekiyor. Türkiye bölünüyor mu? Kim bölecek Türkiye'yi? Kim bölebilir? Türkiye'yi bölmeye kimin gücü yeter? Türkiye'yi bölmeyi rüyalarında görenler, bu rüyanın sonunda kâbus görür. O dinamik güçler, Türkiye'yi koruyan o dinamik güçler var olduğu sürece, o rüyayı görenler kâbusla uyanırlar ve derslerini alırlar. Bir kere buna inanmamız lazım.

 

Biz inanıyoruz. Kimse Türkiye'yi bölemez, ona cesaret edemez. Onu düşünenlerin biz gereğini yaparız. Böyle bir güç var mı? Yok. Hayal kuranlar var. Hayal kuranlara destek verenler de var. Geçmişte de hayal kurulmuş.

 

O hayallerin içinde boğulurlar. Kimseye Türkiye'yi böldürmeyiz. Hiç kimse, hiçbir kurum Türkiye'yi anayasasıyla belirlenmiş rejiminin dışına çıkaramaz. Türkiye demokratik, laik, sosyal ve üniter bir devlettir. Bunun dışına Türkiye'yi çıkaracak hiçbir güç yok ve olmayacaktır."

 

 

 

 

  Bizim de düşüncemiz budur ve bu kara harekâtı bu düşünceleri hayata geçirmeye yönelik hedeflerine ulaşmadan bitirilmemelidir… 
BU YAZIYI ŞUBAT'TAKİ KARA HAREKATINDA KALEME ALMIŞTIK, YENİDEN HATIRLATMAKTA FAYDA GÖRDÜK.

[1] Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın 12 Nisan 2007 günlü konuşması.

[2] Genel Kurmay Başkanlığının 22 Şubat 2008 14/08 Sayılı Basın Açıklaması.

[3] İhaneti Gördüm, inceleme, Erdal Sarızeybek, Pozitif Yayıncılık.

[4] Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın 14 Şubat 2007 günlü ABD’de yaptığı konuşma.

 
< Önceki   Sonraki >