Medya konuşuyor, konuştukça konuşuyor ama hepsini toplayınız, bir akıl çekirdeğini bile doldurmaz. Doldurmaz çünkü konuşanlar ne hududu bilir, ne askeri bilir ne de hudutta yaşayan halkımızı bilir… Yüreği sağlam halkımız da bunu bilmez, yani sağırlar diyalogu…
Bu nedenle boş… İnsan bilmediği konular hakkında konuşur mu hiç! Normalde konuşmaması gerekir ama bu bizim medya dediğimiz unsurlar konuşuyor, bilmediğini konuşuyor, anlamadığını konuşuyor çünkü amacı halkımızı bilgilendirmek değil ki, halkımızın aklını çelmek, bu yüzden konuşuyor… Görünene bakılırsa kazanıyorlar da…
Peki, bu Uludere olayı nedir?
Alınan bir istihbarat sonucunda Irak kuzeyine gönderilen İnsansız Hava Araçları kalabalık bir insan grubunu tespit etmiştir. Alınan istihbaratla doğrudan örtüşen bu görüntüler sonucu, gelenlerin terörist olduğu değerlendirilmiş ve havadan bombalanmıştır. Belirlenen hedeflerin hepsi isabetle vurulmuş, ancak vurulanların terörist değil kaçakçı oldukları yani “kaçakçı olsa da terörist olmadıkları”, ertesi gün olay yerinde yapılan incelemeden anlaşılmıştır… Neticede, 35 insanımız yani Türk Milleti, Türk Devleti ve Türk Bayrağı çatısı altında yaşayan 35 Kürt kökenli insanımız, bu bombardıman sonucu hayatını kaybetmiştir. Olay özetle budur…
Bu olay esas alınarak, medya halkımıza neyi sormaktadır?
Cevap: Türk Ordusu neden kaçakçı insanlarımızı vurmuştur?
Hudutta görev yapan Heron da olsa, asker de olsa, geceleyin Irak’tan ülkemize ilerleyen bir insan grubunun kaçakçı mı yoksa terörist mi olduğunu kimse bilemez!
Neden “kim olduğunu bilemez”, derseniz, gece karanlığındaki insan silueti ya da Heron görüntüsü bu gelenlerin kaçakçı mı yoksa terörist mi olduğunu belirleyemez de ondan… Dolayısıyla Türk Ordusu’nun yapmış olduğu müdahale doğrudur, sonucu yanlış olsa da, başlangıç itibariyle etkin savunmaya geçmesi doğrudur. Neden bu sonuç ortaya çıktı, derseniz, tartışacağız ve anlatacağız nedenlerini…
Bizim sorun medyada, bu medyanın ısrarla halkımızın dikkatini çekmeye çalıştığı sorun nedir? “Efendim, hudut boylarında görev yapan karakollar bu kişilerin kaçakçı olduğunu biliyordu ve karakol yol verdi bunlara. Madem yol verdi, neden vurdu?”
Hudut boylarında, “hudut namustur” diyerek görev yapan askerlerimiz, bizim askerlerimiz, kaçakçı gruplarına yol vermez; hukuken veremez, suçtur, ahlaken veremez çünkü her kaçak parada şehit kanı vardır… Ama her karakol, bölgesindeki kaçakçıları tanır, çünkü her birinin kaçak geçmişi kayıt altındadır ve karakol bunu iyi bilir. Dolayısıyla karakol kaçakçıya yol vermez, veremez, veriyorsa eğer kendisi de kaçakçıdır. Ama kendisi kaçakçı da olsa “geceleyin yol vermez”, veremez, çünkü “gece geçenlerin kendi anlaştığı kaçakçı mı yoksa terörist mi” olduğunu bilemez ve üstelik de geçenlerin ne geçirdiğini de bilemez; silah olabilir, geçenler kaçakçı görünümünde terörist de olabilir… Dolayısıyla hiçbir yetkili, ister onbaşı ister yüzbaşı, bu riski göze alamaz, çünkü kurşun adres sormaz, geçen terörist ise kendisinin de hayatta kalacağını kimse garanti edemez… O yüzden geçin bunları…
Belki sorabilirsiniz “siz nereden biliyorsunuz bunları “ diyerek.
Biliriz çünkü “On yıl, fiilen on yıl bu sayılan hudutlarda komutan olarak görev yaptık, altı yıl hiç gece uyumadık ve dört yıl da evimize hiç gitmedik”… Hep “hudut namustur” diyerek…
Şimdi Medya diyor ki; “efendim karakol ile vatandaş arasında yazılı olmayan ki birçok televizyon kanalı bu şekilde haber verdi, gizli bir anlaşma vardır, hudut karakolu ekmek parası için kaçakçılık yapanlara göz yumar?”
Bakınız “hudut geçişi” ayrı şeydir, hudut boyunda, elinde “bir kilo çayla yakalanmış kaçakçı” ayrı şeydir. Hudut birliklerin asli görevi en başta hududu korumaktır, yasa dışı hudut geçişini önlemektir. Hudut boyunda rastlanan bir kişinin elindeki bir kilo kaçak çay, bir karton kaçak sigaraya kimse zaten işlem yapmaz, yapmadı da, yapmak da doğru olmaz, çünkü hayatın görünen gerçeğidir bu. Gündüzün bu şekil karşılaştığı kişiye karşı inisiyatif kullanabilir, kimse de “neden bu hoş görüyü kullandın”, demez, demedi de. Ancak hiçbir komutan, bölgesinde kaçakçı olarak tanınan da olsa, bu kişilere “hududu geç”, “hududu şu noktalardan geç”, “şu noktalardan geri dön”, “kaçak mal getir” demez, diyemez, çünkü böylesi yaklaşımların bu terör ortamında, sonucunun ne olacağını kimse kestiremez… Sonuçta “kaçak demek, para demektir”, para için de kimse hayatları tehlikeye atmaz, atamaz… Bunları da geçin…
































